20 Ocak 2008 Pazar
CINEMA 4D Release 8
3D animasyon, özel efekt, karakter modelleme ve render alanında profesyonel kullanıcılara hitap eden Cinema 4D, yüksek performansından dolayı yakında broadcast yayıncılık ve film endüstrisinin başucu programı olabilir
Maxon Computer tarafından üretilen Cinema 4D pratik olmasından dolayı çok hızlı bir şekilde animatörler tarafından benimsendi ve bir çok projede kullanılmaya başlandı. Film endüstrisi tarafından da çok yakından tanınan Cinema 4D özellikle Spiderman (örümcek adam) filminin bazı efektleri için kullanılmasıyla da gündeme geldi ve isminden oldukça söz ettirdi
Maxon, Cinema 4D�yi bu alanda lider konumda bulunan 3D Studio MAX, Maya ya da LightWave�e rakip olarak piyasaya sürmedi. Firmanın böyle bir iddiası yok. Çünkü her 3 programda kendisinden istenilen işlemleri ve render metodunu kendi teknolojisini kullanarak gerçekleştiriyor.
Örneğin Cinema 4D 8, animasyonların render sürecinde ilginç bir şekilde titreşimi ortadan kaldırabiliyor. Bu titreşim olayı 3D dünyasında özellikle animasyon işlemleri sırasında oldukça sinir bozucu bir durumdur. Hatta bir çok animatör teknolojinin bu konuda oldukça yetersiz olduğundan yakınır. İşte Cinema 4D 8 bu soruna biraz olsun (bir çeşit farklı tarama yöntemiyle de olsa) çözüm getirmiş sayılıyor.
Bir diğer önemli konu zekice tasarlanmış arabirim. Zira bu arabirim sayesinde tüm tasarım işlemlerini son derece anlaşılabilir bir ortam içinde ve istediğiniz araçlara kolay ulaşarak yerine getirebiliyorsunuz. Açıkcası program kolay öğrenilebilir yapısından dolayı 3D tasarıma çekingen yaklaşanları bile kolayca etkisi altına alabiliyor.
�Network Rendering� modülü tarafımıza gönderilmediği için bu özelliği test edemedik. Bilmeyenler için hemen açıklayalım; Network Rendering özelliği TCP/IP protokolünü kullanarak çalışmanın render sürecini ağ üzerindeki diğer bilgisayarlara paylaştırabilen bir uygulama. Bu modül sayesinde örneğin, 1 saat sürecek bir render işlemi ağ üzerindeki diğer bilgisayarlara paylaştırılarak yarım saat ya da daha düşük oranlara indirilebiliyor. Cinema 4D hem Windows hem de Macintosh ortamlarında çalışabilen bir yazılım. Biz test aşamasını yüksek performanslı bir PC ile gerçekleştirdik. Dolayısıyla burada yer alan bir takım sonuç ve görüşler Macintosh sistemlerinde farklılıklar gösterebilir.
3D dosya formatlarıyla da uyumlu olan program 3D Studio, Direct 3D, Illustrator, Lightwave, VRML1, VRML2, QuickDraw 3D, shockwave 3D ve DXF formatlarındaki dosyalarla da sorunsuz çalışabiliyor. Ayrıca browser özelliği sayesinde proje içinde yer alan bütün nesnelere çok daha kolayca müdahale edebiliyorsunuz. Etkileşimli poligon ve point modelleme araçları ile nesneleri dilediğiniz gibi şekillendirebilir, Bend, twist, bulge, melt, wrap, explosion gibi gelişmiş deformasyon araçlarıyla da sonuca ulaşabilirsiniz. NURBS kontrolleri de modellemelerinizde size cok yardımcı olacak fonksiyonları içermektedir. Array, boolean, instance, metaball gibi modelleme araçlarıyla da nesneleri kopyalayabilir, bir nesneden diğerini çıkartır veya toplayabilirsiniz.
Özellikle özelleştirilebilir menü, buton ve kısayollar farklı meslek guruplarındaki kişiler için büyük kolaylıklar sağlayabilir. Örneğin modelleme yapmak isteyen bir kişi kullanmayacağı kısayol ve butonların yerine daha fazla kullanacağı kısayol ve butonları tanımlayıp, ekranı kendi isteğine göre özelleştirebilir. Bu da daha verimli bir çalışma alanı ve daha rahat bir ekran hakimiyeti demektir. Cinema 4D bir animatörle bir tasarımcının ayrı arayüzler kullanabilmesine olanak sağlıyor. Bu benzer programlarda bulunmayan bir özellik. Programın güçlü yanlarından biri de güçlü ışıklandırma efektleridir. Yapmış olduğumuz testlerde bu efektlerin gerçek atmosferi yansıtma başarısı bizi oldukça etkiledi. Örneğin çalışmalarınızda Omni, Distant, Spot round / square, parallel, parallel spot round / square tubes, area lights gibi farklı ışık kaynakları kullanarak ilginç ve şaşırtıcı mekanlar elde edebilirsiniz.
Cinema 4D bu konuda çok esnek. PC işlemcileri ve ekran kartları için zor işler sınıfında olan bu tip efekler Cinema 4D�nin profesyonel hesaplama algoritması sayesinde daha hızlı ve düzgün bir şekilde çalışmaya adapte ediliyor. Örneğin, Caustics, volume caustics efektleri sayesinde ışığın yüzeylerdeki yansıma, yayılma ve geçirgenlik etkilerini gerçek mekana olduğu gibi nesne üzerine yansıtmanız bu program ile gerçekten çok kolay� Gölgelendirme işlemleri için ise başlı başına bir yazı hazırlamamız gerekiyor çünkü bu konuda gerçekten çok güçlü araçlara sahip. Soft, hard, area gibi gölgelendirme tipleri daha gerçekçi projeler için kesinlikle gözardı edilmemesi gereken özellikler. Bir diğer önemli özellik ses kullanımı; Cinema 4D ile hazırladığınız projelerde mono, stereo, DTS 5.1,DDS eX 6.1,SDDS 7.1 ses düzenlerini destekleyen efektler hazırlayabilirsiniz. Cinema 4D içeriğinde bulunan yardımcı fonksiyonlar sayesinde animasyon hazırlamayı da oldukça kolay hale getiriyor.
Hazırladığınız animasyona istediğiniz kadar kamera koyabilir, değişik açılardan görüntü alabilirsiniz. Scene motion blur ile sahnenin tümü için kamera efekti, Object Motion Blur ile nesne için kamera efekti hazırlayabilirsiniz. Timeline penceresinden hazırlamış olduğunuz projede kullandığınız bütün nesneleri ve onların hareketlerini görebilir herhangi bir andaki (frame veya saniye) istediğiniz noktada müdahale edebilirsiniz. Formula fonksiyonu yardımı ile matematiksel formüllerden animasyonlar oluşturabilirsiniz. Cinema 4D Release 8 kullanıcının tercihlerine göre satın alabileceği yedi adet modül ile birlikte geliyor. Bunlar, MOCCA, Advanced Render, Thinking Particlei, PyroCluster, Net Render, Dynamics ve BodyPaint 3D. Bu modüllerden özellikle BodyPaint 3D , üç boyutlu objelerin giydirilmesi konusunda harikalar yaratıyor.Vücut modellemelerinde, örnegin bir yaratık modelinin giydirilmesi sırasında karşılaşılan zorlukları BodyPaint ile rahatlıkla çözebilirsiniz.
Dynamics modülü, yer çekimi, eğim, rüzgar, dış etkiler, etki-tepki gibi fizik kanunlarına dayalı olayları objelere uygulamanızı saglıyor. Örneğin plastik topa vurulduğu anda oluşan esnemeyi, Dynamics eklentisiyle çok kolay yaratabilirsiniz. Advanced Render ise özellikle ısıklandırma konusunda öne çıkıyor. Alan derinliği, objelerden yansıyan ışıklar, gölgelendirme işlemleri ve ışık kırılmalarını gerçeğe yakın şekilde render edilmesini sağlayan Advanced Render profesyonellerin kesinlikle vazgeçemeyeceği bir eklenti. Cinema 4D, standart paketin yanı sıra iki adet alternatif paket sunuyor. Bunlardan Cinema 4D XL, MOCCA, Advanced Render, Thinking Particles, PyroCluster ve Net Render modüllerini içeriyor ve üç kullanıcı ağ üzerinde programı çalıştırabiliyor. Cinema 4D Studio ise tüm modülleri içeriyor ve sınırsız kullanıcılı NET paketi içeriyor.
Sonuç olarak; Cinema 4D profesyonel kullanıcılar için hazırlanmış başarılı araçlara sahip kalite düzeyi gerçekten yüksek bir program. Özellikle hızlı �network rendering� sistemi ve gerçekçi yüzey efektleri tüm kullanıcılar tarafından oldukça beğeni topluyor. Benzer programlarla saatlerce uğraşarak ortaya çıkarılan çalışmalar CINEMA 4D�nin kullanıcı dostu arabirimi sayesinde hızlı bir şekilde sonlandırılabiliyor. 3D modelleme, animasyon, jenerik üretimi, post-production, film kurgu, özel efekt v.b. alanlarda hizmet veren kişi ve kuruluşların CINEMA 4D�yi kesinlikle yakın takibe almaları önerilir. Cinema 4D�yi ülkemizde CP Vision temsil ediyor.
Kaynak : Network Consultant, Cpv System Haus
Derleme : Bengi Demirkan - University of Greenwich / Peyzaj Mim.
Foto Edit ile resim boyutlandırma
Öncelikle programı kuruyorsunuz makinenize. Daha sonra aşağıdaki resimleri izleyerek Foto ebatları ile oynayacağız.
Resimler programın açılmış halidir.

Alttakinde ise görmek istedigimiz resmi boyutlandırmak amacı ile seçiyoruz.

Alttaki resimde ise fotoyu göz önüne getiriyoruz.

Altta ise boyutlandırmak amacıyla resize menüsüne giriyoruz.

72 dpi �750x....� noktalı kısmını kendisi otomatik belirleyecek. Dikey resimlerde ise 750 yi Height kısmına yazacagız.

Altta ise Ok. e tıklayıp, onayladıgımız yeni boyutu farklı kaydedecegiz.

Altta hangi klasöre koymak istiyorsak, o klasöre yeni bir isim vererek kaydediyoruz.
MicroStation Descartes, Se ve J1
MicroStation Descartes, resim dosyaları üzerinde çalışma (edit) veya otomatik vektörizasyon yapabileceğimiz geniş tabanlı resim çözüm yazılımıdır. Kendi alanında tek olan MicroStation Descartes mühendisler ve plancıların kullanım alanlarına yönelik tasarlanmıştır. Muhteviyatlarını şu başlıklarda toplayabiliriz.
Siyah-beyaz ve renkli resim dosyalarının görüntülenmesinde yüksek performans Standart resim dosyalarını yükleyebilme ve sıkıştırabilme, Native RTL ve PostScript ile güçlü plot kapasitesi, MicroStation plot, ZEH için arayüz, Cadnet ve Intergraph network plot alanı, Resim yerleştirme ve dönüştürme (affine, helmert transformasyonları vb) fonksiyonları, Resim editleme kapasitesi; transparan, mozaik, montaj, koridor ve raster çizimler, Raster görüntüyü otomatik vektörizasyon, text ve sembol tekrarlarını sıralama, "Model Server Imager client" fonksiyonu Değiştirilebilir çek-yerleştir (drag and drop) tool-box'ları ve menüler, MicroStation BASIC ve MDL programlarını kullanabilme.
Resim anlatımı Bir resmi herkes anlayabilir ve bir resmin vektörel hazırlanmış bir sunumdan daha fazla bilgi içerdiği son derece açıktır. MicroStation Descartes bu iki anlatım için (resim ve vektör) en iyi çözümü ortaya koymayı hedeflemiştir. MicroStation /J üzerinden çalıştığı için MicroStation'un CAD gücünü, kendi fonksiyonları ile resim (image) gücünü ortaya koyar. Kullanıcı istediği platformda (resim/vektör yada her ikisi) çalışarak, proje için en uygun yolu belirler.
Resim dosyaları için ihtiyacımız olan bütün araçlar
Eksiksiz resim çözümü, projelerde ihtiyaç duyulan isteklere limit koymadan cevap verebilecek güçte olmalıdır. MicroStation Descartes ile projelerde farklı formatlarda resim dosyalarını kullanabilir, hava fotoğraflarının mozaik görünümü elde edilebilir, hava fotoğrafları yenilenebilir. Bir resmi kullanışlı vektörlere (otomatik) dönüştürülebilir yada arazi modelimiz üzerine kaplayabilir ve bunlar üzerinde görsel uçuş yapabiliriz. MicroStation Descartes herhangi bir çözünürlükteki veya ölçekteki siyah-beyaz ve renkli resimleri rahatlıkla kullanır. Resim dosyası MicroStation Descartes'e yüklendikten sonra 8 pencereden biri veya birkaçında görüntülenebilir, resim kontrol fonksiyonları (büyütme, küçültme, tekrar çizme gibi) ile yönetilebilir. Resim açma-kapama, kaydırma, büyültme, küçültme hızı, görmeden inanılamayacak kadar abartılıdır.
Yükle ve git
Farklı türden resimleride destekler. Bunlar; HMR, TIFF, GEOTIFF, COT, CIT, RLE, CALS, IMG, PCX, IMG (24 bits), BUM, TG4, INT, RGB, TGA, JPEG, RLC, RS ve BMP'dir. Resim boyutlaranı azaltmak için Deflate, Packbits, CCITT3, CCITT4, ve JPEG data kompres fonksiyonları kullanılır. Belirtilen formatlardaki resim dosyalarının konum bilgilerini algılar,yerleştirir. MicroStation Descartes'de resimler desteklenen bütün formatlara dönüştürülebilir.
Harita resim dosyalarını koordinatlarına yerleştirme
Herhangi bir resim dosyası önceden konum bilgisine sahip değilse, bu dosyayı (özellikle harita resimlerini) coğrafik konumuna getirmek gerekir. MicroStation Descartes içerisinde resim konumlama ve dönüştürme (transforme) fonksiyonları vardır. Bu fonksiyonlar ihtiyaca göre sıralanmış komutlar dizisinden oluşur. Herhangi bir resim istenilen yere mouse ile kolayca yerleştirilebilir ve istendiği anda yeri değiştirilebilir. Prezisyonlu resim yerleştirme işi genellikle harita fotoğraflarında büyük önem taşır. Bunun içinde en az 3 veya 4 ortak noktadan dönüşüm yapılması gerekir. Bu sayede resim coğrafik uzayda doğru koordinatlarına yerleştirilmiş olur. MicroStation Descartes kontrol noktalarını listeler ve geometrik doğruluğu gösterir. Hava fotoğrafları daha önceden çizimi tamamlanmış tasarımlara bu sayede yerleştirilir.MicroStation Descartes resimleri ve vektörleri aynı pencerede gösterir. Yada farklı pencerelerde resim gösterimi istenmiyorsa bunun için olanak sağlar.
Doğru geometride vektörize edilmeye hazır resim
Koordinatlarına göre yerleştirilmiş resim, vektörize edilmeye hazır halde demektir. Resim üzerinden sayısallaştırma sırasında fonksiyon komutları eleman üzerinden ayrılmadan (nokta, doğru, ark gibi) çalıştırılabilir. MicroStation Descartes MicroStation/J üzerinden çalıştığı için sayısallaştırma MicroStation/J'nın bütün CAD gücü kullanılarak yapılır. Otomatik vektörizasyon ise MicroStation Descartes içerisinde tanımlanmış fonksiyonlar yardımı ile yapılır.
Resimleri arazi modeli üzerine kaplamak
MicroStation Descartes ile sayısal arazi modeli üzerine aynı yerin resmi kaplanabilir. MicroStation Descartes ve MicroStation/J'nın fonksiyonları dinamik bir sunum hazırlanabilir. MicroStation Descartes'ın resmi hızlı gösterebilme özelliği yardımıyla, hayali uçuş yapılabilir ve gerçeğe yakın sonuç elde edilebilir ve bu hareketli görüntü AVI formatında kaydedilebilir.
Resimlerin çizime dönüştürülmesi
MicroStation Descartes'ın özellikleri; taranmış (scan) harita veya çizimleri, kullanışlı vektörel dataya çevirme, otomatik vektörizasyon, interaktif dönüşüm yapabilme ve dijitize edebilme başlıkları altında toplanmış bir dizi dönüşüm araçları ile standardize edilmiştir. Vektörizasyona hazırlık için, resim dosyası üzerinde istenilmeyen lekeler temizlenebilir. Bunun için yatay, düşey ve eğimli silme fonksiyonları bulunmaktadır. Resim dosyasında leke büyüklükleri tanımlanarak istenilmeyen birçok fazlalık otomatik temizlenebilir. Bu fonksiyonlar tanımlanmış bölgeye yada bütün dosyaya uygulanabilir. Microstation Descartes vektörizasyon fonksiyonları ile resim dosyası üzerinden sayısallaştırma işlemi yada otomatik vektörizasyon yapılabilir.
150�den fazla farklı obje : ağaçlar, çalılar, sarılıcılar, çiçekler (su zambakları, kamış ve sarmaşıklar gibi). Tüm bitkiler olabildiğince detaylandırılmıştır. Ek bir yazılıma ihityaç yoktur. Mevsim seçimi, basit bir materyal tablosu ekleyerek yapılabilmektedir.
Kullanımı kolay : hücre seçilir ve canlandırılır. Galeri bölümündeki pek çok resim MicroStation ile canlandırılmıştır.
Derleme : Bengi Demirkan - University of Greenwich / Peyzaj Mim.
Genişletilmiş Gerçeklik
Öyle bir sistem düşünün ki, bilgisayar ekranında gördüğümüz bazı bilgiler ve grafikler, monitörden çıkıp hayatımıza girmişler. Nereye bakıyorsak, gözümüze takmış olduğumuz özel bir gözlük sayesinde, baktığımız yer hakkındaki bilgiler gözlerimizin önüne geliyor�tıpkı bazı bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz gibi. Çeşitli laboratuarlardaki bilim adamları, işte böyle bir proje üzerinde çalışıyorlar. Eğer proje başarıyla hayata geçirilirse, hayatın pek çok alanını daha kolaylaştıracağa ve çok büyük ses getireceğe benziyor
Genişletilmiş gerçeklik adı verilen sistem, temelde, başa takılan bir gösterici, takip etme cihazı ve taşınabilir küçük bilgisayardan oluşuyor. Araştırmacılar bu üç cihazı da tek bir ünitede toplamak, kemere benzeyen bir cihazla da kullanıcının başına taktığı gözlüğe benzer göstericiye, kablo kullanmadan bilgileri aktarmak istiyorlar.
İş tabii ki burada bitmiyor. Araştırmacıların önünde çok daha büyük sorunlar var. En büyük sorun, kullanıcının baş ve göz hareketlerine uygun olarak grafiklerin, kullanıcının bakış açısından çıkmayacak şekilde aktarılması sırasında çıkıyor. Bir grup araştırmacı, sadece, hem bu sorunu ortadan kaldıracak, hem de ucuza mal olacak bir görüntüleyici üzerinde çalışıyor.
Bir başka sorun ise, kullanıcının yerini ve yöneldiği yönü belirlemede ortaya çıkıyor. Halihazırda araçlarda kullanılan GPS, 10-30 metrelik hatâlarla araçların yerini tespit ediyor. Bu yüzden genişletilmiş gerçeklik gibi bir sistem için GPS pek elverişli değil. Bunun yerine, Kuzey Carolina Chapel-Hill Üniversitesinden bir grup araştırmacı, HiBall adını verdikleri yeni bir takip sistemi geliştirdiler. Bu sistem 45 metrekarelik bir alan içerisinde hatâsız çalışıyor ve genişletilmiş gerçeklik için oldukça elverişli görünüyor.
Bu sorunlar çözüldüğü takdirde sistem hayatın pek çok alanında yer almaya başlayacak. Örneğin makine bakımı ve mimarî, genişletilmiş gerçekliğin kullanılacağı ilk alanlardan biri olarak gösteriliyor. Genişletilmiş gerçeklik sistemi, kişinin çalıştığı parça üzerine sanal bir grafik çizecek. Çalışan da buna bakarak nereye ne eklemesi gerektiğini görecek, işini tamamlayacak.
Turistler ve öğrenciler de bu sistemi kullanabilecekler. Meselâ Çanakkale Savaşının yapıldığı yerlere gidenler, başlarına taktıkları görüntüleyiciler sayesinde, savaşı, âdetâ içindeymiş gibi öğrenebilecekler.
Bilgisayar oyunları da bu sistemden nasibini alacak. Oyundaki unsurlar, kullanıcının çevresindeki gerçek dünyaya yansıtılacak. Kullanıcı, oyundaki karakterlerden biri olacak ve oyun oynayacak. (Hemen belirtelim, bunun bir prototipi, Avustralyalı bir araştırmacı tarafından yapıldı bile. En meşhur oyunlardan biri olan Quake�i temel alan prototipte araştırmacı, bir üniversite kampüsü modelini oyunun yazılımına ekledi. Araştırmacı bu sistemi kullanarak kampüse giderken, kendisini oyunun içinde buluyor.)
Genişletilmiş gerçeklik, askeriye için de biçilmiş bir kaftan görevini görecek. Bu sistem sayesinde, bir askerî birliğe, bulunduğu yer hakkında bilgi verilecek, tehlikeli durumlarda düşman askerlerinden saklanılacak yerler gösterilecek.
Ama bütün bunların gerçekleşebilmesi için, birkaç yıl beklemek gerekecek. Zira araştırmacılar, karşılaştıkları sorunların 2010 yılına kadar ancak çözülebileceğinin, genişletilmiş gerçeklik sisteminin piyasaya sunulabileceğinin haberini veriyorlar.
Derleme : Durcan Cengiz / Peyzaj Mimarı
Bitki Koruma Merkezi
Bitki Koruma Merkezi (CPC), 28 botanik bahçenin ve arboretumun yetkilendirdiği Amerika�daki tehlike altındaki türleri koruyan ulusal bir konsorsiyumdur. CPC�nin koruma gücünün Birincil odağı ex situ korumadır, tohumdan başlar. 1987�de Desert Botanical Garden, Kuzeydoğu bölgesel bahçe olarak hizmet etmektedir. CPC�nin kuzeydoğu bölgesi; öncelikle Sonoran, Chihuahuan ve Mojavean çöllerinden güneydoğu California�ya kadar uzayıp Güney Arizona�dan geçerek güneybatı Yeni Meksika ve batı Teksas�a uzanmaktadır. Desert Botanical Garden, ender U.S. bitki taksonomisi CPC Ulusal Koleksiyonu�na ait 36 endemik güneybatı bitki türlerine ev sahipliği yapmaktadır.
Ulusal Koleksiyondaki her tür için, CPC, neslin tükenmesini önlemek amaçlı $10,000 bağış sağlamıştır.
Herbaryum, halk ve araştırmacıların çalışmalarında kullanmaları için bitkiler hakkındaki verileri kapsayan paha biçilemez bir depo gibidir. Korunan bitki türlerinin -kimliği belirlenmiş, etiketlenmiş- koleksiyonudur ve kayıtlar sürekli devam etmek, güncel olarak sunulmaktadır. Bitki etiketleri, bitki hakkında bilgi vermektedir ve böylece her bitki için doküman belge şeklinde sunulmaktadır. Özel koleksiyonlar için ciltlenmiş kitap formlu arşiv bulmak mümkündür. Modern herbaryumda, türler dosyalar halinde özel kabinlerde, sınıflandırılmış ve botanikte bilimsel adlandırılmasına göre alfabetik şekildedir.
Herbaryumdaki araştırma sonuçları, bitki kimliklendirmesi, bitki ve bitki anatomisi karşılaştırmaları, nüfus çalışmaları, istilacı türleri, çalışmalar ve programlar için belgelenmiş türleri, yerel türleri içermektedir. Desert botanical Garden Herbaryumu (DES) 51,000�in üzerinde türü kapsamaktadır. DES 1974�te Ulusal Kaynak Koleksiyonu olarak ünvanlandırılmıştır.
Koleksiyon, dünyadaki kurak ve yarı kurak bölge Bitkilerinden meydana gelmektedir, özellikle güneybatı U.S. ve kuzey Meksika. Kaktüs (3.000 tür) ve agavlar (1.800 tür) alan içindeki en gösterişli bitkilerdir. Herbaryum tür belgeleri, koleksiyon içindeki Bitkilerin varlığını kanıtlamakta ve güneybatı U.S. - Meksika�daki etnobotanik çalışmaları da desteklemektedir. Herbaryum koleksiyonu, hem alan çalışanlar hem alanı ziyaret eden bilim adamları için floristik ve taksonomik çalışmalarda kullanılmaktadır. Ayrıca dünyadaki botanik bahçeler ve üniversitelerdeki araştırmacılara türler ödünç verilebilmektedir.
Koleksiyon veritabanı, herbaryumda 2001 senesinde kataloglanmaya başladı. Bu veritabanına 4.000�in üzerinde veri girişi tarihsel olarak yapıldı. veritabanı �Güneybatı Doğal Tarihsel veritabanı� olarak internette yayınlanmaktadır. Güncelleme ise Çevresel Çalışmalar için Arizona State Üniversite Merkezi tarafından yapılmaktadır.
Kütüphane
Desert Botanical Garden Kütüphanesi, botanik kitaplar ve eğitici-araştırma sürekli yayınları koleksiyonlarına sahiptir. Desert Botanical Garden çalışanları, gönüllüler, üyeler ve ziyaretçiler için bir eğitim ve araştırma aktivitesine olanak sağlayacak niteliktedir.
Dünyadaki çöllere ilişkin floristik, ekolojik ve hortikültürel çalışmaların referansları kütüphanede yer almaktadır. Kuzey Amerika�nın ve kuzey ve merkez Meksika güneybatı çöllerindeki sukkulentler ve bitki familyaları hakkında kapsamlı materyal bulunmaktadır. Çöl Bitkilerinin detaylı monografları ve yerel floradan genel kültüvasyonlara kadar kapsam vardır. Kütüphane, bitki sınıflamaları ve adlandırılmaları, yenilebilir ve kullanılan bitkiler, ender ve tehlike altındaki bitkiler, çöl ekolojisi ve koruma yolları hakkında botanik örnekler, resimler olarak materyale de sahiptir. Koleksiyonda 6.300 kitap, 300 süreli yayın yer almakta ve kütüphanenin 50 kadar üyesi bulunmaktadır.
Diğer kullanımlar
Sosyal hayat ve iş yaşamına dair etkinlikler için, Desert Botanical Garden çeşitli mekanlar sunmaktadır. Açık hava pavyonu, doğal manzaralı avlular ve tarihsel düzenlemeler bu etkinlikler için seçenekler sunmakta.
Hayatın yeniden başladığını düşlediğinizde, Desert Botanical Garden sizi çölün gün batımı seremonisiyle karşılamaya hazırdır. Yıldızlar altında akşam yemeği, daha sonra gece mesquite ağaçları altında dansla sizi çağırmakta. Evlilik töreni için Desert Botanical Garden unutulmazı size sunacaktır.
İş görüşmeleri ve konferanslar içinde oditoryumlar seçenek sunacaktır. Grup aktiviteleri, toplantılar, öğle yemekleri ve akşam yemekleri, egzotik çöl florasıyla düzenlenmektedir.
Kaynak: dgb.org
Derleme: Pınar Özyılmaz/ Peyzaj mimarı- Ankara.Ü
Peyzaj Mimarlığında Tasarım Eğitimi - 1
Tasarım kendiliğinden göreceli ve kişisel bir kavram olduğu gibi tasarım eğitimi de bağlı olduğu bölümlerin ihtiyaçlarına göre şekillenmektedir. Tasarım eğitimi bağlı olduğu tek bir disiplin çerçevesinde bile bir çok farklı unsur içerir. Tasarım eğitiminin içeriği ve yetkinliği öğrencinin hayal gücüne, bakış açısına, algısına, değerlendirme ve yeniden kurgulama yeteneğine bağlı olarak şekillenmelidir. Bu nedenle tasarım eğitiminin öğrencinin özelliklerine göre yönlendirilmesi başarıyı artıracaktır.
Tasarım gündemle, zamanla, toplumsal ve kişisel olarak sürekli değişim içindedir. Dünyada hiçbir varlığa tek bakış açısı, tek model, tek kuram, tek hedef ve tek çerçeveyle bakamayız. Dolayısıyla tasarım eğitimine çok yönlü bakabilmek eğitim sorumluluğunun ilk ilkesi olmalıdır. Tasarım eğitiminde eğiticilere düşen, özgürlüklerin öğrenci ve eğitici arasında cesaret kırıcı olmadan öğrenci-yaratıcının öznelliğinde kültürel fenomen olarak mimarlığın karmaşıklığının değerlendirilmesidir.
Peyzaj mimarlığı eğitimi; öğrencilere snatsal ve kültürel tasarım bilgisi, tasarım ve fiziksel form olarak problemleri analiz etme yeteneği, tsarımı bir yapı işine çevirmek için teknik donanım ve profesyonel projeler için yetenek ve bilgi kazandırmalıdır. Özellikle stüdyoda öğrencilerin analitik ve eleştiri yeteneğini geliştirici ve yaratıcı potansiyelini artırıcı çalışmalarla tasarım disiplinlerinin ve planlarının uygulamalarla kültürel olarak şekillenmesi sağlanmalıdır.
Genel Bakış:
Günümüzde tasarım, globalleşmeye, yeni teknolojilere, çevresel faktörlere, ilgili mesleki disiplinlere, değişen geleneklere bağlı birbirinin yerini alan trendlere göre sürekli değişmektedir. Dolayısıyla Peyzaj mimarlığında tasarım eğitimi de, değişim ve sorunlara cevap veren, tasarım yayınlarını , yenilikleri takip eden ve değişen global değerlere bağlı olarak geleceğin kompleks çevresine hazır olan öğrenci merkezli bir yapıya kavuşturulmalıdır.
Yanlızca Peyzaj mimarlığının teknik bilgisine sahip olmanın, ilerde tasarımın getireceği pratik soruları yanıtlamakta yeterli olmayacağı bilinmektedir. Eğitimin pratiği bu konudaki kabullere dayanmakta, tasarım eğitimine farklı yaklaşımların temelinde, çoğu zaman açığa vurulmayan kavramsal çerçeveler yer almaktadır. Bazen felsefi ve bilimsel, bazen mistik ve yarı dinsel olan bu çerçeveler belirli bir mimari yaklaşımı ve mimarlık pratiğini belirginleştirmek için gerekli zihinsel araçları ve kavramları sağlarlar. Daha mimarlık eğitimi sırasında karşımıza çıkan bu çerçevelerden birini sorgulamadan benimsemek yerine tasarım ve tasarım eğitimi üzerine düşünmeye başladıktan sonra başvurabileceğimiz, sınırları belirli bir uzmanlık alanından çok, bir kuramsal çerçeveler labirentidir. Bu labirentten çıkış yolu bulamayıp bazen içiçe geçmiş gibi görünen, bazen ulaşılmaz olan sayısız yaklaşımın varlığını kabullenmek ve kişisel eğilimlerimize uygun düşen bir seçim yapmak ya da deneme yanılma yoluyla bunu benimsemek sıkça karşılaşılan bir durumdur. Yapılan araştırmalar, tasarım eğitimiyle ilgili olan labirenti daha da büyütüp içinden çıkılması zor bir hale gelmeyi sağlamıştır.
Kısacası, eğitim başlı başına başı sonu olmayan bir konudur. Bir de tasarımın düşünsel boyutu ve kişiselliği eklendiğinde, �Tasarım Eğitimi� nden bahsetmek biraz karmaşık bir hal almaktadır. İçiçe geçmiş bu çerçeveler bütünlüğünü en iyi şekilde aralayıp, - bir öğrenci olarak- hala tartışılmakta olan ( hiçbir zaman da kesin çerçeveler içine alınamayacağı hepimiz tarafından bilinmektedir) "Peyzaj mimarlığında tasarım eğitimi nasıl olmalı?" sorusuna en uygun cevabı bulmak açıkçası biraz zor gözükmektedir.
Sonuçta bu çalışmayla, kuramsal çerçeveler içinde yer alan tasarım eğitimi kabul edilen yaklaşımlara göre değerlendirilip kişisel olarak "olması gereken" belirlenmeye çalışılmıştır. Günümüzün sürekli değişen ortamında,mimarlıktan beklenenlerin nitelik ve boyutları da değişmektedir. Bununla beraber, tasarım eğitiminin verdikleriyle, bu eğitimden beklenenler arasındaki çelişkilerde artmaktadır. Kullanıcılar, ihtiyaçlarındaki değişimlere uyum sağlayabilen, doğayla bütünleşebilen ve bu özelliklerini geniş zaman dilimlerinde koruyabilen çözümler istemektedir.
Tüm bu beklentiler, mimarlık bölümlerinin, öğrenci seçiminden, öğrenci ve öğretim elemanı yetiştirmeye kadar, eğitim ve öğretim programlarının gözden geçirilerek, yeniden belirlenmeleri gereğini ortaya koymaktadır.
Konuşmacı : Işıl Ünal-İ.Ü Peyzaj Mimarı
Minimalist Bahçeler
| Minimalist Bahçeler | ||
| |
|
Başarlı Kent Parkları yaratmak
Kent parkları bugünkü öncelikli rekreasyonel rollerinden sıyrılıp, toplumsal gelişmeyi katalize edecek yeni rollere bürünebilselerdi, şehirlerimizin gelişmesi ve zenginleşmesi yolunda başlıca bileşen olurlardı. Parklar ve parkları çevreleyen alanlar yalnızca doğayla ilişki kurulan yerler değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel alışveriş yapılan yerler olmalıdırlar. Bir park; pazar yerleriyle, paten kayan insanlar ve oyun oynayan çocukların yaptığı fiziksel aktivitelerle, sanatsal ve toplumsal olaylar ile veya sadece arkadaşlarıyla gezinen gençlerle hayat bulur.
Parklar çok uzun yıllar boyunca dünyanın birçok kentinde, şehirlerin başarısını şekillendiren çok önemli etkenler olmuşlardır. İlk �formal� parklar, New York�taki Central Park örneğinde de olduğu gibi, 19�uncu yüzyılda yoğun ve kirli kent yaşamıyla kontrast oluşturması amacıyla pasif yeşil alanlar olarak yaratılmışlardır. Bununla birlikte uzun vadede bu alanlar, gidilecek önemli hedefler ve yerler haline gelmişlerdir. Central Park�taki The Sailboat Pond bu tür yerlere iyi bir örnek teşkil eder; hem bir buluşma noktası hem de doğanın tadına varılan bir mekandır.
Daha sonraları parklar; kent meydanları, yeşil kuşaklar, kısacası kent içinde yol veya bina olmayan hemen hemen herşeyi kapsayan, daha geniş ve birbirleriyle bağlantılı �açık alan sistemleri� olarak planlandılar. Bu da, açık alanların kente faydalarının kısmen de olsa anlaşıldığının bir göstergesidir. Fakat birçok şehirdeki kamu alanları ve kent yaşamının kalitesi gözlemlendiğinde, söz konusu yaraların gerektiği gibi idrak edilemediğini görüyoruz.
Günümüz kent parklarının içeriği, gençlere, yaşlılara veya yalnızca oturma/yürüyüş amacı güden kullanıcılara çekici gelmeyen birkaç aktiviteden ibarettir. Çoğunlukla gölgeli bir yer veya bir sandviç ya da bir fincan kahve satın alınabilecek bir yer bile bulunmamaktadır. Buradaki tehlike; insanların parkları kullanması için ne kadar az sebep olursa o kadar az insanın parkları kullanacağı ve de parkların zamanla önemini yitireceği gerçeğidir.
Önemli kamu alanları olan parkların yaratılmasında çeşitli adımlar vardır. İlk adım, toplumun ilgi gösterdiği konuların belirlenmesi ile başlar. Bunun belirlenmesinin ardından, parkın plan ve programının geliştirilmesi için kullanıcıların meziyet ve ilgi alanlarının nasıl kullanılması gerektiğine karar verilir. Tüm bunlar kullanıcıların parklara bakış açısının gelişmesini sağlar.
Parkların nasıl kullanıldığının gözlemlenmesi ve bireylerin park kullanımını algılama şeklinin belirlenmesi de, başarılı alanlar yaratma yolunda anahtar elemanlardır.
Başarılı bir park, farklı yaş grupları ve kullanıcı topluluklarına hitap edebilen birçok aktivite sunar. Parkın öncelikle sahip olması gereken özellik; alana ulaşımın kolay olması ve alanın çevreyle bağlantılı olmasıdır-ulaşılabilirlik. Ayrıca park güvenli, temiz ve çekici olmalı ve oturacak yerler bulunmalıdır-rahatlık ve görünüm. Hepsinden önemlisi de parkın sosyallik özelliğidir; park başka insanlarla karşılaşma, tanışma, buluşma aktivitelerinde de hizmet etmelidir. Bu prosesin son ve en mühim kısmı ise değişiklikler yapmaktır; parkta değişiklikler yapma ve bu değişikliklerin kullanımı nasıl etkilediğini gözlemleme şeklinde uygulanır.
Günümüzde bazı şehirlerde parkların, kent yaşamının kalitesine çarpıcı biçimde katkıda bulundukları anlaşılmaya başlanmıştır. Parkların, mahallelerin/semtlerin kültürel yaşamlarıyla bütünleştirilerek ve bakım, yeni programlar, hatta bazı durumlarda dizayn hakkında kullanıcılara sorumluluklar verilerek , hiç umulmadık yerlerdeki parklarda bir canlanma, yenilenme görme şansına sahip olunmuştur.
Aşağıda, kentsel alanların olumlu yönde değişimine yol açan birkaç park örneği verilmiştir:
Union Square Park, New York New York�taki Union Square Park, tarih boyunca değişik zamanlarda oteller, tiyatrolar ve moda için bir merkez, işçiler, komünistler, anarşistler ve sosyalistlerin sıkça buluştuğu ve münazara ettiği bir yer olmuştur. 1970�lerin başıyla birlikte park ve çevresi gözden düşmüş ve istenmeyen aktivitelerin mekanı haline gelmiştir. Yakın zamanda park, tarihsel özellikleri korunarak restore edilmiştir. (...)
Laguna Beach, California Lineer bir park ve yürüyüş bandından oluşan alanda her yaş grubu için aktiviteler mevcuttur: basketbol gibi küçük ölçekli spor alanları, çocuklar için tırmanma elemanları, oturma ve oyun alanları, gezinti yolları, kafeler, dikkat çekici çiçek parterleri ve Peyzaj görünümleri bunlardan birkaçıdır.
San Bernardino, California Yakın zamana dek San Bernardino�nun kalbi, etrafında hızla akan trafikle birlikte bir park yeri olmaktan ibaretti. İnsanları şehir merkezine çekmek amacıyla; çardaklar, yürüme yolları ve oturma alanları ile çevrili çim kaplı bir meydan oluşturuldu.
Park çevresindeki yollara açılı park yerleri ilave edilerek, ağaçlandırma yapılarak ve yaya geçitleri vurgulanarak trafik yavaşlatıldı ve park, çevresindeki alanlarla daha ilişkili hale getirildi.
Kaynak :
Fred Kent, President, Project For Public Spaces
Kathy Madden, Director, Urban Parks Institute
Great Parks/Great Cities: Seattle, 1998, Urban Parks Institute regional workshop
Derleme : Berfu Karaman /İ.Ü-Peyzaj Mimarı
Simetri ve Asimetri tarihi
Aynı durum bahçe düzenlemeleri için de geçerliydi. Havuz, taş basamaklar, patika, ağaçlar ve çiçek parterleri de, ortadan geçtiği varsayılan hayali bir aksın çevresinde simetrik biçimde bahçeye dağıtılırdı. Simetri öylesine kabul görmüştü ki, asimetriye kayan her şeyin mevcut tüm doktrinlere karşı geldiği düşünülüyordu. Batı stilinin temsilcisi �formal bahçelerde hayati önem, geometrik ve simetrik düzenlemelere yüklenmişti. İtalyan bahçeleri de simetrik bahçeler kapsamında gelişmiş örneklerdendir. Çeşitli kaynaklar ve tablolardan edinilen bilgilere göre henüz Ortaçağ İtalya�sında, kale ve manastır avlularında ağaçların ve çiçekli Bitkilerin kullanıldığı bahçeler düzenlenmiştir. Elbette bu dönemdeki bahçeler henüz son derece basit ve sadeydi. 13-14�üncü yüzyıllar boyunca aristokratların şehirleri terk edip kalelerinin duvarları dışında villalar inşa etmeleriyle birlikte bahçe sanatında da bir gelişme oldu. Yine de bu bahçeler hala tam anlamıyla �olgunlaşmamıştı�. Ortasında havuzu bulunan, düz yolların kesiştiği dairesel alanlar ve bir veya iki adet kameriyeden öteye geçememiş görünüyorlardı.
15�inci yüzyılda bahçeler mimariyle ilişkili hale gelmeye başladı. Brunellesco (1377-1446) tarafından dizayn edilen taş mimarisindeki oranlar, geometrik bahçe planlarını teşvik etti ve bunun sonucu olarak bahçe sanatında büyük bir atılım yaşandı. 16�ncı yüzyılda bahçe stili, Donato Bramante (1444-1514) tarafından tanıtılan tasarımlara dayanarak, simetri ve perspektifle karakterize edilir hale geldi. Ressam Raffaello Sanzio(1483-1520)�nun üstün yaratıcı kabiliyetinin eseri olan yeni havuz ve teras tasarımları tanıtıldı. Leon Batista Alberti (1404-1472) yaptığı dizaynlarında, bahçenin doğal çevre manzarasıyla bağdaştırılmasının (harmonizing) önemini vurguladı.
İtalyan stili bahçeler Fransa�ya 17�nci yüzyılda girdi ve yörenin iklim ve etnik karakteristikleri ile yoğruldu. Fakat yine de İtalyan stilinin temelinde herhangi bir değişiklik olmadı. Sonunda �Fransız bahçesi� adıyla anılan Fransız stili ortaya çıktı. Bu oluşum sürecinde ünlü bahçe mimarı Le Notre �nin de büyük katkısı olmuştur. Bu tarzın en tipik örneği Palais de Fontain bleau bahçesidir. Fransa o dönemde hem askeri hem de sanatsal yönden Avrupa�nın merkezi konumundaydı. Bu dönemden itibaren Fransız stili, birçok Avrupa ülkesi için bir model teşkil etmiştir. Fransız stilinin tesirlerinin görüldüğü örneklerden ikisi; Almanya�daki Stadtschlossam Potsdam bahçesi ve Viyana�daki Schönbrunn�dur. Bir başka deyişle bu iki örnek ve benzerleri, Fransız bahçesinin birer �imitasyonu� niteliğindedirler.
Simetrideki güzellik Avrupa�da Eski Yunanlılar tarafından çok daha evvelden farkedilmişti. Fakat elimizde Hellen periyodunda simetriye dair kesin bilgiler bulunmaması sebebiyle bu konuda net bir görüş öne sürmek mümkün değildir. M.Ö. 1�inci yüzyılda yaşamış ünlü mimar Marcus Vitruvius �De Architectura Libri Decem� adlı kitabında simetriden şöyle bahsetmektedir: �Simetri; mimarinin, herbiri bütünle orantılı paya sahip parçalarının harmonisidir.�
Bu açıklamaya göre simetri, bir aksın iki tarafında aksa eşit uzaklıklarda bulunan noktalar ya da figürlerden ibaret değildir. Daha çok estetik oran ve bütünlük ilkeleri üzerine kurulmuş bir teoridir. Genel bir konsepte dayanan ve �aksiyel simetri�den ibaret olan simetri anlayışı, zaman içerisinde olumlu yönde sürekli bir değişime uğramıştır
Bu genel konsepte ulaşılmasının pek çok sebebi vardır. Bunlar içerisinde şüphesiz en önemlisi mimari konstrüksüyon özellikleridir. Avrupa�daki yapılar yaygın olarak taş veya tuğla kullanılarak inşa edilmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında duvarlar yapısal elemanlardır ve büyük ölçekli binalarda dinamik dayanma noktalarını sağda ve solda aynı şekilli duvarlara dağıtmak ve bu şekilde binayı desteklemek esastır. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı Avrupa�da, Roma kamu binaları , Gotik katedraller ve Rönesans saraylarında görüldüğü üzere, simetri yaygın bir �kural� haline gelmiştir. Tüm bu binalar, bir sanat prensibi olarak simetriye göre yapılmışlardır.
Fakat zaman içerisinde bu prensip önemini yitirmeye başladı. Simetrik ve geometrik dizayn değişimlerden geçti ve 17�nci yüzyılda İngiltere�de, Fransız stiline ve formal düzenlemelere karşı hareketler başladı. İnsanlar, doğanın bozulmamış orijinal niteliklerine ulaşmak için çalışmalar başlattılar. Bu, insanların özgürlüğü hissedebilme arzularına dayanıyordu. İnsan yapımı simetrik ve geometrik düzenlemelerden vazgeçildi ve tabiatın doğal formuna yönelim başladı
Böylece William Kent (1685-1748) önderliğinde İngiliz stili bahçe doğdu. Kent�in idealine göre havuzun şekli informal olmalı, ağaçlar doğal formlarında gelişmeli ve sular tıpkı dereler gibi şırıldamalıydı. (...)
Kaynak : Osamu MORI �Typical Japanese Gardens�, Tokyo, 1962
Derleme : Berfu Karaman / İ.Ü-Peyzaj Mimarı
Avlulu bahçelerde minimalizm
Geleneksel Roma evlerinde; evin içinde bulunan ve gökyüzüne açılan, sakin, çevrelenmiş bir alan özelliği gösteren ve genellikle merkezde bir çeşme yada balık havuzu bulunabilen, aydınlık “atrium” adını alan avlular mevcuttur. Bahçe, devamındaki bir diğer avluya açılır. Bu ilişki genellikle korunaklı ve kapalı bir yol ile olur. İtalyan Rönesans bahçelerindeki avlular gizli bahçe, duvarlarla gizlenmiş genel bir görüntü sergiler.
Bütün bu örnekler gösteriyor ki; avlulu bahçeler, kendi kendilerini gözlemleyen kendi içinde bir alan, korunma hissi veren bir nitelik taşıyan ve dış dünyadan arındırıcı-barışın daim olduğu birer alan olma özellikleri ile kullanıcılarına hizmet etmektedir. Sıcak iklimlerde, bahçeler güneşin sıcaklığından koruyucu özellikte, içindeki su elemanları ile serinletici ve dinlendirici-sakinleştirici seslerle donatılmış olduğunu görmekteyiz.
Çağdaş avlulu bahçelerin önceki kadim örneklerin yansımaları ile tasarlanmış oldukları bilinmektedir. Sade-renkli duvarlar, bitkilerle donatılmış, zihni mümkün olduğunca başka yere çeken ve hatta sakinleştirici etkiye sahip avlular; tek bir ağaç (belki bir incir ağacı) ile sıcak iklimlerin bunaltıcı etkisinden koruyucu bir öneme sahip olabilir.
Kulübe stili bahçenin aksine, duvarların belirsizliği ve tırmanıcı-sarılıcı bitkilerle kaplanmasıyla minimalist avlular bitkisiz ve derli toplu sınırlara sahiptirler.
Ölçü, avluların tasarımlarında eleştirilen bir özelliktir. Modern alanlar bilinen basit geometrik kurallarla ve gözü hoşnut edecek şekilde tasarlanır. Bilinen bütün bu bahçeler, esinlenen mekanların birer tasdik şekli ve ünitenin inkar olunamaz hissidir.
”Akla hem de saf akla hitap eden sadece saf akıl ile haz alınan bir güzelliktir Minimalizm” (Kant)
Ağaçlarla tasarlanan avlular
Minimalist bahçelerde az miktarda parçalar kullanılır, bununla birlikte kullanılan materyaller mekanları ziyaretçiler için eğlenceli kılabilir. Bu zıtlık, şimdilerde bitkilerin dağınık bir şekilde kullanılmasına olan eğilimle kendini daha da belirgin hale getirmiştir. Öyle ki, bir bitkinin nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bahçelerde bu vurgu oldukça iddialıdır.
Minimalist yaklaşımda bitkiler saygılı (hürmetli) bir biçimde ele alınır, soliter kullanılan bitkiler bir sanat galerisinde sergilenen birer obje gibi algılanıp yansıtılır. Bu yaklaşım, bitkilere, mevcut durumlarından farklı yaklaşımlarda bulunma fırsatı verir. Fark edilmeyen karakterleri ve strüktürü daha anlaşılır-fark edilir kılar. Soliter kullanılan ağaçlar mimarideki kolonlar görevini görürler, gövdeleri zemine doğru açık bir biçimde uzanır. Bu biçimde, gölgeler daha dramatik bir hale dönüşür. Burada, ağaçların kombinasyonundan esinlenen ve tüm konsepti yükselten bir unsur vardır. Bu son derece anlaşılır bir ifade şeklidir ve anıları canlandırabilir.
Ağaçlar birbirleriyle kontrast oluşturacak şekilde de düzenlenebilir. Örneğin; soliter bir ağaç değerli bir obje niteliği taşırken, grup halinde kullanılan bitkiler konsepti, sakinleştirici özellik taşıyabilirler. Ağaçlar formal alanlarda kullanıldıklarında, bir çember veya geniş bir cadde gibi, bu durum insan kullanımını açık bir şekilde ifade eder; diğer bir deyişle basit bir olaydır. Bu, her zaman tasarımcı için kullanılabilirliği ve uygulanabilirliği iyi olan disiplindedir.
Derleme: Ayşe Gül Aydın -İ.Ü / Peyzaj mimarı
Parc André Citroën
| Parc André Citroën |
| |
| Paris, FRANSA Andre Citroen Park’i, üzerinde önceden Citroen otomobillerinin fabrikasının bulunduğu alana kurulmuş bir kent parkı. Ortasındaki devasa Çim alan bir taraftan Seine Nehri ile, diğer taraftan da Akdeniz vejetasyonunu barındıran 2 post-modern serayla çevrili. Seraların arasındaki alanda zemin kotundan, farklı periyodlarla su fışkırtan fıskiyeler var. Seine Nehri’nin bulunduğu yönde çok geniş bir Paris manzarası izlenebiliyor. Çim alanın bir kenarı boyunca yansıtıcı özelliği olan yükseltilmiş bir havuzdan oluşan bir kanal-Jardin des Metamorphoses- ve kanal boyunca uzanan iki kat yüksekliğindeki granit bloklar mevcut. Karşı kenar boyunca ise farklı konseptlerde 6 bahçe-Serial Gardens- ve hareket konseptiyle tasarlanmış ve farklı rüzgar hızlarına farklı tepkiler verecek çalıların seçilmesiyle oluşturulumuş “Garden in Movement” bulunmakta. Andre Citroen’in fabrikası 1915’de Seine Nehri kıyısına inşaa edilmiş ve 1970’lere dek kullanımda kalmış. Fabrikanın kapanmasıyla birlikte ortaya çıkan 23 hektarlık boş alan, yapılan kentsel planlamalar ışığında bugünkü Andre Citroen Parkı’na dönüştürülmüş. Pahalı konutlar parkın dış sınırını oluşturuyor. Champ de Mars ve Trocadero Bahçeleri gibi Citroen Parkı da Paris’in Seine’e dik biçimde yerleştirilmiş prestijli mekanlar geleneğini sürdürüyor. Konsept Parkın mimarlarından Alain Provost ve Gilles Clement, Citroen’i kentselden kırsala bir geçiş olarak tanımlıyorlar. Alan 4 ana tema üzerine kurulu: hile, mimari, hareket ve doğa. 2 seranın etrafı sütun biÇiminde budanmış manolyalarla sınırlandırılmış. Manolyaların herbiri su su içerisine yerleştirilmiş platformlara oturtulmuş. Ortadaki Çim alan kullanıcılara, Paris manzarasına karşı oyunlar oynama, yemeklerini yeme ya da kitaplarını okuma olanağı sağlıyor. “Le Jardin en Mouvement” ‘ın rijit bir geometri üzerine kurulu tasarımı güller, mısırlar, gelincikler, dikenler vb kırsal menşeeli Bitkilerin özgürce yetişmesine ortam sağlamış. Kenar boyunca devam edildiğinde karşınıza çıkan seri halinde dizilmiş 6 bahçenin-Jardins seriels- herbiri dominant bir rengi yansıtıyor: kırmızı, turuncu, yeşil, mavi, mavi ve gümüş. Kullanılan bitkiden zemin kaplama malzemesine dek herşey sözkonusu rengin bir yansıması. Fransız Barok döneminin bir yansıması da kullanılan su ve budanmış bitkilerde izlenebiliyor. Elemanlar Park Citroen’in insanları çekmek için dizayn edilmiş ana elemanlar: Beyaz Bahçe; ortasındaki alan beyaz renkli çiçeklerle doldurulumuş oyunlar ve gezintiler (stroll gardens) için düşünülmüş. Siyah Bahçe; koyu yeşil ve yoğun bir vejetasyonla kaplı dingin bir geçiş. Siyah ve Beyaz Bahçeler’deki vejetasyon ve çiçeklenme zamanları, renk ve form açısından birbirleriyle tezat oluşturacak biçimde seçilmiş. Central Park; içerilerinde turunçgiller ve Akdeniz vejetasyonu bulunan çok büyük 2 serayla vurgulanmış. Ortadaki yeşil alanı sınırlayan yansıtıcı su kanalı ve sabah erken saatlerde başlayan fıskiye gösterisi. Seri Bahçeler-Serial Gardens : herbiri 5 farklı duyuyu yansıtan ve farklı metalleri sembolize eden 5 farklı renkteki bahçeler. Hareket Bahçesi-Garden of Movement : vahşi bir bozkır görünümünde, civarındaki sofistike tasarımdan son derece farklı. Yazan : Berfu Karaman/FRANSA - Peyzaj M. / İstanbul Universitesi |
Açık alan sistemi
Yaklaşık olarak 1965 yılında başlayan bu yeni model döneminde kent içindeki tüm açık alanların bir sistemin parçaları olması gerektiği ortaya atılmıştır. Çalışanlar ve halk kentin tüm açık alanlarını rekreasyonel amaçlı kullanma eğilimi içine girmiştir.
Bu yeni model belki de en iyi çocuk oyun alanlarındaki değişimle açıklanabilir. Artık çocuk oyun aletleri eski modellerden (kaydıraklar, salıcaklar) farklılaşmaya başlamış, demiryolu traversleri ve benzeri ahşap elemanlardan yapılmış oyun yapıları kullanılmaya başlanmıştır. Bu değişimde, bu tür oyun aletlerin vandalizme daha dayanıklı olması ve daha ucuz olması da önemli etkenlerdir. Daha küçük yaş grupları için daha ufak oyun alanlarının yapımı da bu dönemin önemli özelliklerindendir. �Atlet cebi� denilen kentsel açık alanlar bu dönem içinde popülerleşmiştir.
Olmsted� in anafikrini paylaşan bu mekanlar sosyal reformlara hizmet etmekte ancak bunun için Olmsted gibi hektarlar değil sadece metrekareler kullanmaktadır. Daha önce işlevsiz olarak kabul edilen alanların rekreasyonel aktiviteler amaçlı kullanımı bir anlamda kentlerin sıkışıklığından kaynaklanmakta, ancak rekreasyona çabuk ulaşma fikrini pekiştirerek yüzyılımızın hız kavramı ile de bağdaşmaktadır. Banliyö tipi yerleşimler ve semt parklarından daha fazla kullanılmaya başlayan kamusal açık alanlar iş saatlerinde, öğle tatillerinde, kamusal hizmetlerin yakınlarında ve benzer kalabalık mekanlarda bolca oluşmaya (oluşturulmaya) başlamıştır. Daha sanatsal, katılımcı hassasiyet bu dönemde ortaya çıkmış ve parklarda daha özgür programlar oluşmaya başlamıştır. Örneğin tartışmalı popüler müzik konserleri. (genelde rock müzik)
Parklar tarihi incelenirken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta park modelinin (ya da formunun) dönemin sosyal ihtiyaçlarından, ideolojik düzenden ve kentlilerin tutumlarından etkilenmesi ve bunları yansıtmasıdır. Parklar tarihi modellere ayrılabilir, birbirinden kesin farkları olabilir ancak hiçbir model asla ölmez. Tarihin herhangi bir döneminden bir dilim alınsa bu modellerin herhangi birisine rastlamak mümkündür. Günümüzde bu modellerin hepsini yansıtan parklar mevcuttur.
Örneğin oyun alanları keyif bahçelerinin içine girmiştir. Kimse hangi modelin en iyi olduğunu ya da hangi modelin kime hizmet ettiğini tam olarak bilmemektedir ve bu nedenle her modelin karakteristiklerini taşıyan çok sayıda alternatif alan oluşturulmaya çalışılmaktadır. Şu andaki mevcut, gelişen ihtiyaçlarımız ve davranışlarımız ileride ortaya çıkacak olan park modellerini şekillendirecektir.
Kaynak:
Changing Roles Of Urban Parks : From Pleasure Garden to Open Space , Cranz, Galen (Berkeley University)
City Parks of Past and Tomorrow, Cranz, Galen (Berkeley University)
Project for Public Spaces
Frederick Law Olmsted ve Çalışmaları, Lisans Tezi, Cüneyt ÇAKAR, Rahşan BUÇANOĞLU, Doç. Dr. Adnan KAPLAN, 2002, Izmir.
Derleme ve Çeviriler : Cüneyt Çakar / Ege .Ü - Peyzaj Mimarı
Reform Parkları
Reform Parkları� nın en önemli elementi olan Oyun Alanları (Playground) adını da eski model olan Keyif Alanları�na (Pleasure Ground) olan karşıtlıklarından almıştır. Artık doğanın keyfini çıkartmak ve ruhunu zenginleştirmenin zamanı değildir, bu eski ve demode bir rekreasyon biçimidir, yeni dönem oyun dönemidir! 1880� li yıllardan itibaren kent plancıları çocukların oyun oynayabileceği kent içi mekanlar talep etmiştir. Bu dönem aynı zamanda Peyzaj mimarlığının progresif (gelişimci) dönemi olarak da adlandırılabilir. Progresifler insanların günübirlik kent dışına ya da kent sınırlarına gidip rekreasyonel aktivitelerde bulunmaları yerine kent içinde her an kullanılabilecek mekanlar hayal etmişlerdir. İşte bu iki fikir (çocuk oyun alanları ve kent içi lokal parklar) reform parkları denilen modeli ortaya çıkartmıştır. Bu aynı zamanda amerikan park tarihinde kayıt edilen en köklü değişimdir.
Semt parkları olarak adlandırılabilecek olan lokal parklar genellikle bir iki blok büyüklüğünde ve genelde yerleşimler tarafından çevrelenmiş halde, yürüyüş yolları birbirine genelde dik, oturma elemanları da birbirine paralel yerleştirilmiş mekanlardır. Park mobilyaları genelde fabrikalarda ya da alışveriş merkezlerinde kullanılan mobilyalardan farksızdır. Reform parkları ile birlikte yeni bir mimari yapı da kendini parklar içinde göstermeye başlar. �Field House� diye anılan bu yapılar içinde duşlar, tuvaletler, toplantı odaları ve jimnastik ekipmanları bulunmaktadır. Bu binalar mimari olarak keyif bahçelerinin pitoresk yapısı ile taban tabana zıttır. Oyun alanları ve elemanları binanın etrafında dikdötgensel bir şekilde dizilir. Mevsimlik çiçek ve çiçekli çalıların kullanımına bu park modelinde artık bolca rastlanmaktadır. Bu parklar genelde binalar tarafından gölgelenen biraz boğuk ve genelde sıkıcı mekanlar olabilmesine karşın insanların dönemsel ihtiyaçlarına yeterince karşılık verebilmiştir.
Bu parklarda pek çok etkinlik düzenlenmekte ve bunlar genelde profesyonellerce organize edilmektedir. Artık rekreasyon için aile kavramı eskisi kadar önemli değildir. Her yaştan ve cinsiyetten insanın zaman geçirebilmesine yönelik aktivitelerin genelde çoğu çocukların eğlenmesini amaçlamıştır.
Park hareketi ile rekreasyon hareketi arasındaki bölünme de bu dönemde ortaya çıkmıştır. Aktif ve pasif rekreasyon kavramları arasında bugüne kadar süren çatışma da bu dönemde doğmuş ve alevlenmiştir. Reform parkları genellikle çalışan kesime hitap etmiştir. Aristokratlar, iş adamları ve elit profesyoneller genellikle bu tür meakanlardan uzak durmayı tercih etmiştir. Bu parkların fiziksel egzersiz, denetim (velilerin denetiminde oynayan çocuklar) ve organizasyon mantıkları üzerine kurulması bir anlamda endüstriyel kültürün de görüşlerini yansıtmaktadır.
REKREASYONEL TESİS
Bu dönemin sonu olarak kabul edilen 1930 yılına kadar parklar sosyal reformlarda öncü mekanlar olarak görülmüş ve sosyalleşme, modernleşme, birliktelik gibi sosyal değerlerin güçlendirilmesi amacı ile planlanmış ve tasarlanmıştır. Oysa bir sonraki park modelimizi de oluşturacak olan düşünce değişikliği ile bu düşünce terk edilmiş ve rekreasyonel hizmetler bir kamu hizmeti şekline bürünmeye başlamıştır, tabii amaç rant ve oy kaygısıdır. Rekreasyon kavramının belli bir yaş grubuna hitap etmesi devri sona ermiş, artık hedef kitle tüm insanlar olarak belirlenmiştir.
1930�da Robert Moses New York City Parklar Departmanı� nın başına getirildiğinde bu dönem başlamış kabul edilmektedir. Moses kesin bir ifadeyle �Bundan sonra parklarla nelerin aşılabileceği üzerine absürd konuşmalar yapmak yerine rekreasyonel hizmetleri yerine getirmeye çalışacağız� demiştir. Bu dönem �Rekreasyonel Tesis� dönemi olarak da adlandırılmaktadır. Bunun nedeni artık mimari olarak binaların yerini ciddi tesislerin almasıdır. Örneğin bu dönemde yüzme havuzları, basketbol, futbol ve beyzbol sahaları çok popüler olmuşlardır. velilerin çocuklarını gözetim altında tutma isteği devam etmektedir ve bu tür tesisler bu iş için çok uygundur.
Robert Moses basitçe insanların paralarının park yapımında kullanıldığı ilk iki dönemi eleştirmiştir. Daha önce park plancıları başardıkları şeyleri sıralamak durumunda kaldıklarında sınıf farklarını azalttıklarını, göçmenleri sosyalleştirdiklerini, salgın hastalıkların yayılmasını önlediklerini, insanları eğittiklerini sayarlar ve yaptıkları masrafların buralara gittiğini anlatmak durumunda kalırlardı. Ancak Moses döneminde parklar bu tür açıklamalar gerektirmeyen kamusal hizmetler haline dönüştürülmüştür. Bu acıklı bir dönemdir çünkü bu dönemin herhangi bir sanatsal vizyonu yoktur. Sanatsal vizyonu yoktur çünkü sosyal bir vizyonu da yoktur. Bu dönemde yetişen insanların büyük bir kısmı için parklar sıkıcı mekanlar olarak görülmektedir.
Bu dönemde üç önemli akım (profesyonelleşme, standardizasyon ve banliyöleşme) park evrimi üzerinde ciddi etkiler bırakmıştır. Parklar departmanındaki tüm sosyal jargonlar yerini park yönetimi, kamusal hizmet gibi ilkelere bırakmıştır. Parkların organizasyonel yapısındaki standardizasyondan kaynaklanarak park tasarımları, park mobilyaları ve aktiviteler de sıradanlaşmaya başlamıştır. Sadece tasarruf amaçlı birbirine ne topografik ne de sosyal yönden benzeyen iki farklı mekana aynı çocuk oyun aletleri kurulabilmektedir. Jimnastik malzemeleri, piknik masaları, çitler ve hatta rekreasyon merkezleri bile çok sayıda sipariş edilerek pek çok yöre aynı dizaynlar yerleştirilebilmiştir.
Banliyö tipi yerleşimlere geçilmesi ile insanlar rekreasyonel ihtiyaçlarını kendi bahçelerinde karşılayabilir hale gelmiş olmalarına rağmen futbol, basketbol gibi sporlar ve benzer etkinlikler için geniş açık alanlara ihtiyaç duymuşlardır. Kent parkları, sadece spor amaçlı ya da fiziksel diğer aktiviteler için kullanılmaya başlandığından zaten sıkıcı olan yapıları sayesinde daha da sıkıcı hale gelmiş ve insanlar dikkate değer bir şekilde bu mekanlardan uzaklaşmaya başlamışlardır. Bu dönemin de sonu yaklaşmaktadır.
Kaynak:
Changing Roles Of Urban Parks : From Pleasure Garden to Open Space , Cranz, Galen (Berkeley University)
City Parks of Past and Tomorrow, Cranz, Galen (Berkeley University)
Project for Public Spaces
Frederick Law Olmsted ve Çalışmaları, Lisans Tezi, Cüneyt ÇAKAR, Rahşan BUÇANOĞLU, Doç. Dr. Adnan KAPLAN, 2002, Izmir.
Derleme ve Çeviriler : Cüneyt Çakar / Ege .Ü - Peyzaj Mimarı
Park modelleri
Peyzaj Mimarlığı tarihi süreci
Park modellerini incelemeden önce söylenmesi gereken en önemli şey aşağıda anlatmaya çalışacağımız modellerin ihtiyaçlardan dolayı ortaya çıktıkları ve genelde bu ihtiyaçların da sosyal bir boyutu olduğudur. 19. yüzyılın ortalarına kadar kentlerin doğa ile olan olumlu ilişkileri sanayileşme ile birlikte yerini materyalizmin ön plana çıktığı bir rant modeline bırakmıştır. George Orwell� ın Yeni Dünya isimli ütopik kitabında tanrılaştırılan Ford seri üretimi bir milat olarak kabul edildiğinde bugünden sonraki kent planlaması ve bu planlama içinde insanların manevi yeri çok köklü bir değişime uğramıştır.
Büyük üretimler yapan büyük fabrikalar ve bu fabrikalarda çalışan insanların bir arada yaşamasını gerektiren sıkışık kentler artık kaçınılmazdır. Nitekim 19. yüzyılın başında nüfusu 60.000 olan New York kenti 19. yüzyıl ortalarında 300.000 kişiye ev sahipliği yapmak zorundadır. Bu döneme kadar insanların her türlü rekreasyonel ihtiyaçlarını karşılamaları için yaşadıkları yerleşimler yeterli imkanları sunabilmekteyken, yeni sıkışık kent modelinin ızgarasal düzeni içinde bir yerden bir yere gitmek zaman alıcı ve pahalı bir hale geldiğinden ya yeni rekreasyonel aktivitelere ya da yeni rekreasyon alanlarına ihtiyaç duyulmuştur.
Bu geçiş dönemine kadar rekreasyonel ihtiyaçlarını karşılamanın ve ruhlarını dinlendirmenin en iyi yöntemi olarak doğayla kucaklaşan insanların ellerinden bu imkan alınmış ve kent içinin sıkışık, steril olmayan, pis ve sıcak sokaklarında insanların mutlu olmaları öngörülmeye başlanmıştır. İnsanoğlunun karakterindeki işgalci ruh her ne kadar doğayı işgal edermiş gibi gözükse de aslında bir anlamda doğa kendisine yapılanlara karşılık olarak insanları yıllarca sürecek olan bir ruhani buhranın içine atıvermiştir. Bu kuyuya her ne kadar teknoloji ve sanayileşme nedeni ile düşmüş olsak da Yaşar Kemal� in önerdiği gibi buradan çıkmamızın tek yolu da teknoloji ve sanayi gibi gözükmektedir. İşte insanların el yapımı cehennemler üretmeye başladığı böyle bir geçiş döneminde karşı hareket kaçınılmazdır. El yapımı cennetler üretmek gerekmektedir. Bunu başarmak için de yepyeni bir meslek ortaya çıkmak zorundadır ve bu meslek de Peyzaj Mimarlığı olacaktır. Park modellerini incelerken mesleğin doğduğu ve en büyük ivmeyle geliştiği yer olan A.B.D.� nin örneklerini incelemekte fayda olduğunu düşünüyorum.
Yukarıda bahsettiğim yeni rekreasyonel aktivitelerin ya da yeni rekreasyon alanlarının ortaya çıkması gerekliliğinin sonucu genelde Ikinci şık doğrultusunda gerçekleşmiş, insanlar alışageldikleri rekreasyon biçimlerini terk etmek yerine alıştıkları doğa içi rekreasyonel aktiviteleri kentlerine getirmeye karar vermişlerdir. Bu noktada kentlerin hızla artan nüfusları da göz önüne alınarak dev parklar yapmak kaçınılmaz gözükmektedir. İşte bu dönemin (1850-1900) parkları da bu nedenle Keyif Bahçeleri (Pleasure Ground) olarak adlandırılmışlardır. Bu yazı içinde ele alınacak ilk park modelimiz budur.
KEYİF BAHÇELERİ
1840� lardan itibaren şiddetini arttırarak yaygınlaşan sanayileşme ve kentleşme hareketi Amerikan yaşam biçimini değiştirmeye başlamıştır. Kent dışına kaçışların zorlaştığı, kırsal alanların gittikçe insanların yaşam alanlarından uzaklaştıkları bu dönemde insanlar işyerlerinden (çoğunlukla fabrikalar) uzaklaşamamaya başlamışlardır. Tüm bunların yanısıra birbirine tahammülü gerektiren kentsel yaşantı deneyimi daha henüz çok taze olduğundan insanlar ciddi anlamda stres ile boğuşmak durumundadır. Kaçacak ruhani limanlar aranmaya başlanmıştır. Basit bir mantıkla (insanlar kent dışına çıkamıyorlarsa kent dışını kentin içine getiririz) Keyif Bahçeleri birer birer ortaya çıkmaya başlamıştır. Keyif Bahçeleri genel olarak geniş parklardır, binaların Ikincil planda tutulduğu pastoral Peyzaj idealindeki rüya bahçeleridir bir anlamda. İşlevleri doğayı simüle etmektir.
Bu dönemin en önemli ismi şüphesiz Peyzaj mimarlığının da babası kabul edilen Frederick Law Olmsted� dir. Olmsted bu park modelinin insanları sadece mutlu etmesini ummuş ve gençliğinde bolca yaşadığı pastoral Peyzaj deneyimlerini bu alanlara en iyi şekilde yansıtmaya çalışmıştır. Bu alanlar elbette doğa kadar kışkırtıcı ve düşündürücü değildir ancak bahsi geçen pastoral Peyzaj konsept olarak vahşi-saf doğa ile kentin sınırlı-uygar doğası arasında bir orta noktadır. Bu parklar çok aktif mekanlardır, bu dönemde çeşitli programlar, spor müsabakaları çok popülerdir. Ancak bu parkların tasarımı Peyzaja kesin bir minnettarlık, takdir duygusunu da barındırır ki bu özellikleri bu parkların �pasif� öğeleri olarak yanlış değerlendirmelere de yol açmıştır. Bence daha doğru ifade �düşünmeye sevk edici� dir.
Bu model çok zengin bir modeldir çünkü hem aktif rekreasyona hem de pasif (veya düşünmeye sevk edici) rekreasyona olanak sağlamaktadır. Bu parkların en büyük dezavantajları kent merkezlerinde bu parklar için yeterli alanların bulunamaması ve parkların amaçlarının aksine kentin uç noktalarına doğru kaymalarıdır. Ulaşımın pahalı olduğu dönemde bu parklar maalesef gene zengin sınıfın süslü arabaları ile kendilerini teşhir ettikleri birer vitrin olma yoluna girmişlerdir. Pek çok yerden büyük miktarlarda göç alan dönemin A.B.D.� sinde ciddi anlamda bir ötekileşme kendini göstermeye başlamış ve bu parklar bu insanların biraraya gelip önyargılarını yıkacakları bir mekana olan ihtiyaca cevap vermeyi amaçlamıştır. Kamusal açık alanların tümünün tarih boyunca altında yatan demokrasi kavramı köleliği yeni terk etmiş, aradan 150 yıl geçtikten sonra bile ırklar arası ilişkilerinde sakatlıklar bulunan bir toplumun emekleme döneminde kendini ortaya koymaya çalışmıştır. Yaşam alanları için kızılderilileri ortadan kaldıran bir toplum rekreasyon alanları için de benzer davranışlar içine girmekten elbette çekinmemiştir. (Bkz. Central Park arazisi içinde kalan Seneca Yerleşimi� nin başına gelenler)
Bu park modelinin tasarımsal özellikleri ise oldukça zengindir. Pek çok değişik türde ağacın genellikle geniş bir çim yüzeyi çevrelediği, tepelerin arazi plastiğini hareketlendirdiği, yavaş akımlı bir suyun genelde araziyi boylu boyunca katettiği, geniş yansıma havuzlarının Peyzaja zenginlik kattığı tasarımlardır. Düzenli ve mızmızlık yapmadan kullanılan mimari öğeler, heykeller, çiçek tarhları görsel zenginliği pekiştirerek insanları biraz olsun kentin gürültülü, pis, stresli ortamından uzaklaştırmayı amaçlamıştır. Olmsted, bu parklarda mevsimlik çiçekleri ya da çiçekli süs Bitkilerini tercih etmektense daha doğal daha vahşi çalıları ve ağaçları kullanmayı yeğlemiştir. Bunun nedeni bu tür Bitkilerin çok fazlaca yapay olmaları ve zaten kent içinde pek çok yerde bulunmalarıdır. Olmsted insanların bu parklarda kendilerini vahşi doğanın bir parçası olarak hissetmelerini istemiştir. Keyif Bahçeleri� ndeki yapısal elemanların yapımında hafif malzemeler tercih edilmiş, duvarlardan mümkün olduğunca kaçınılmıştır. Hakim tarz genelde rustiktir. Heykellerin kullanımından mümkün olduğunca kaçınılmıştır. Bunun nedeni heykellerin bir yandan uygarlığı ve medeniyeti temsil etmesi, bir yandan da aşırı derecede aristokratik Avrupa formal bahçelerini hatırlatmasıdır.
Park içindeki yürüyüş yolları ve diğer yollar kent yollarından farklı olarak eğriler şeklinde dizayn edilmiş ve araç trafiğinden ayrılması öngörülmüştür. Olmsted Central Park� ta bu amaca yönelik olarak birbirleri ile kesişmeyen araç ve yaya yolları sistemini geliştirmiş ve bu model geleceğin şehir plancılığında sıkça uygulanmıştır. Eğer araç ve yaya yolları kesişirse; araç yolu park seviyesinde ise yaya yolu alt geçit şeklinde, yaya yolu park seviyesinde ise araç yolu üst geçit şeklinde dizayn edilmiş ve asla bir yayanın karşıdan karşıya geçmesine gerek bırakılmamıştır. (1950� lerin araç trafiği düşünüldüğünde kolay gibi gözüken bu sistem bugünün Manhattan� ında bile hala işe yaramaktadır. Manhattan� ın en işlek yolları Central Park içinden geçmektedir ve bu durum yayaları rahatsız etmemektedir.) Bu dönemin aile yapısı kentleşme ile yavaş yavaş dejenere olmaya başlamış ve bunu gören tasarımcılar parklarında ailelerin bir arada rekreasyon yapabilmesini amaçlamıştır. Geniş çim yüzeyler piknik ve oyun aktivitelerine olanak tanır.
Sanayileşme ve kentleşmenin ilk adımlarının atıldığı ve bugün çok derinden hissettiğimiz yan etkilerinin ilk defa görülmeye başlandığı bu dönemin karşı hareketi niteliğindeki bu kamusal açık alanlar bir anlamda Peyzaj mimarlığının emekleme dönemini de yansıtmaktadır. Her yeni doğan canlı gibi bu dönemin rekreasyon alanları da saf bir duyguyu temsil etmekte ve önüne ciddi hedefler koymaktadır: İnsanlar kentleşme, sanayileşme ve sosyal sınıflar arasındaki çatışmaların kötü etkilerinden korunacaktır. Sanayileşmenin çevre üzerinde yarattığı tahribat bu dönemde daha hissedilmeye başlanmamıştır ve bahsi geçen açık alanların ekolojik işlevleri çok da önemli değildir. Daha önce de bahsettiğim gibi bir anlamda toplumsal ve yaşamsal dönüşümün yaşandığı bu dönemde rekreasyonel aktiviteler değişme eğilimi göstermiş ancak rekreasyon alanlarının eski rekreasyonel aktiviteleri insanların yakınına getirmesi çabası ile biraz olsun geciktirilmiştir. Bu dönemin bitişine işaret eden 20. yüzyılın başlangıcı ile rekreasyon alanları ve kent içindeki konumlarından çok rekreasyonel aktiviteler değişmeye başlamıştır.
Kaynak:
Changing Roles Of Urban Parks : From Pleasure Garden to Open Space , Cranz, Galen (Berkeley University)
City Parks of Past and Tomorrow, Cranz, Galen (Berkeley University)
Project for Public Spaces
Frederick Law Olmsted ve Çalışmaları, Lisans Tezi, Cüneyt ÇAKAR, Rahşan BUÇANOĞLU, Doç. Dr. Adnan KAPLAN, 2002, Izmir.
Derleme ve Çeviriler : Cüneyt Çakar / Ege .Ü - Peyzaj Mimarı
Bahçe Tasarım Ilkeleri
Bitkiler ve tasarım unsurları
Peyzaj tasarımcılarının tasarımlarının kapsamında “hardscape” (yapısal tasarım) ve “softscape” (bitkisel tasarım) yer alır. Yapısal tasarım, kelimeden de anlaşılacağı gibi birtakım elemanlar (gazebolar, patika-yürüyüş yolları, heykeller-objeler, deckler vb.) içerir. Bitkisel tasarım kapsamına ise canlı materyaller olan bitkiler girer. Genellikle yapısal tasarım, bitkisel tasarım öğelerinin alanda oluşmasından önce tesis edilir.
Evinizde odanızı tasarlarken kullandığınız tasarım ilkelerinin tümü bahçe tasarımlarınız için de gerekli ve geçerlidir. Her iki alanın tasarlanmasında da aynı unsurlara (renk tekstür-doku, şekil, ölçü ve işlevsellik) başvurulur.
En iyi ve en eğlenceli bahçe tasarlama yolu, bu olaya başlamadan önce kendinizi iyi örnekler içinde bulmanız ve araştırmanızdır. Başarılı bahçe tasarımcıları tarafından yazılan kitaplardaki resimlere bakmak, genel ve özel bahçeleri ziyaret etmek, size hoş görünen şeyleri nedenleriyle birlikte zihninize not etmek bu işe girişmeden önce sizin için oldukça yararlı olacaktır.
I-RENK Aynen evinizdeki gibi, bahçe içerisindeki renklerin de bir uyum ve ahenk içinde olması gerekir. Sıcak-parlak renkler; kırmızılar, parlak pembeler, sarılar, turuncular ve altın renkleri bahçe içerisinde sıcak-canlı bir atmosfer oluştururlar. Soğuk-sakin renkler; maviler, pembe ve sarının mat tonları, morlar, beyazlar bahçe içerisinde sakin, barışçık bir hava sağlarlar. Bu renkler aynı zamanda küçük alanları daha büyük gösterir.
Özde dört renk tasarısı vardır; tek renkli alanların tasarımı, çok rengin kullanıldığı alanların tasarımı, zıt renklerin bir arada kullanıldığı tasarımlar, bütünleyici-devam renklerinin bir arada kullanıldığı tasarımlar.
a-Tek Renklerin Bir Arada Kullanıldığı Tasarımlar
Tek rengin hakimiyetinde oluşturulan bahçe tasarımlarında çiçekler genellikle tek rengin tonlarında kullanılır. Bu yöntem özellikle form ve tekstürün ön plana çıkartılmak istendiği durumlar için idealdir.
Örneğin; beyaz rengin baskın kullanıldığı tasarımlar, bütün gün çalışan ve çoğunlukla akşam saatlerinde bahçelerini kullanan insanlar için uygundur. Bu tip tasarılar mimari ışığı da güzel bir biçimde yansıtır, estetiği görünür kılar. Beyaz çiçekler huzur verici, seçkin ve güzel kokularıyla bahçe tasarımına destekte bulunurlar.
b-Çok Rengin Kullanıldığı Alan Tasarımları Çok rengin bir arada kullanıldığı tasarılarda bütünlüğü ya da kontrası sağlamak esas olmalıdır. Renkler canlı veya sade (yumuşak) olabilir, ancak renk teorisi içinde temel prensiplere bağlı kalınarak başarı yansıtılmalıdır. Örneğin; beyaz renk iyi bir tamamlayıcı veya iyi bir kontras oluşturucu renktir. Ancak diğer tüm renklerde olduğu gibi beyaz da bu amaçlara hizmet edecekse cömert kullanılmalıdır.
c-Zıt Renklerin Bir Arada Kullanıldığı Alan Tasarımları Zıt renk tasarıları,renk dairesinde karşılıklı alanlarda bulunan renklerle (örneğin; kırmızı ve yeşil, turuncu ve mavi) yapılır. Bu özellikte bahçeler çokça dramatik olmaktan uzaklaşırlar, etkilerini zıtlıklarda yansıtırlar. Koyu mavi Campanula ile turuncu mevsimliklerin bir arada kullanıldığını düşünün... ya da koyu yeşil bir bitkinin fon olduğu parlak kırmızı çiçeklerin nasıl bir etki yaratacağını...
d-Bütünleyici-Devam Renklerinin Bir Arada Kullanıldığı Tasarımlar Devam renkleri, renk dairesi üzerinde birbirinin ardından gelen renklerdir. Mor ile mavinin, pembenin ve bu renklerin tüm tonlarının bir arada kullanıldığı tasarımlar örnek gösterilebilir.
İyi tasarlanmış bahçelerde ağaç yaprakları şekilleriyle, dokularıyla ve renkleriyle uzun süreli çekiciliklerini senelerce sergileyebilirler. Unutulmamalıdır, yapraklar kırmızı, beyaz, gri, gümüş, mor olabilir ve yemyeşil bir ormanda bu özellikleri ile bu bitkiler kendilerini gösterebilirler.
Kaynak: Better Homes
Çeviriler: Ayşegül AYDIN / Peyzaj Mimarı-İstanbul Üniversitesi
Çöl Peyzaj Okulları
Phoenix metropoliten alanı büyürken, ilerlemek amaçlı, doğal çöl Peyzajı önemini yitirmekteydi. Bazı insanlar çöl Peyzajının doğuştan gelen güzelliğinin farkına varabilmekte ve sürekliliği sağlamaya çalışmaktadır. Neyse ki, insanlar çöllerinde güzel alanlar olabileceğini görmeye başladılar ve sevmek, korumak gibi terimler gündeme geldi. Tutumdaki bu değişmenin bir parçası olarak, Peyzajcılar çöl Bitkilerini yeniden keşfetmeye, su-koruma Peyzaj alanlarını planlamaya ve etik kurallarla uygulamalara başladılar. Buna göre, çöl Peyzaj endüstrisinde gelişmek için potansiyeller açığa vuruldu.
Çöl Bitkileri koruma ve eğitiminde, uluslar arası lider konumundaki Desert Botanical Garden 62 yıllık bilgi birikimini yerel halkla ve dünyayla paylaşmaktadır. 1997�den başlayarak, tek okul olma özelliğe sahip çöl Peyzaj endüstrisine dayalı kapsamlı eğitim veren kurum açıldı. Bu kurumun özellikleri:
Bahçenin çöl Bitkileri kapsamlı koleksiyonuna dair
Hortikültürel tekniklerle kapsamlı eğitim
İspanyolca ve İngilizce sınıflara sahip
Bilgili deneyimli eğitmenler Çöl Peyzaj Okulu, insanların geçmişleri, yetenekleri, önceki bilgileri ve amaçlarını göz önünde bulundurarak bu yönde eğitimde yön izler.
Araştırma birimleri
Koruma/Araştırma
Uluslar arası düzeyde ilan edilen 20.000�in üzerinde çöl bitkisini barındıran koleksiyonun en belirgin özelliği Sonoran Çölü türlerinin olmasıdır. Bu koleksiyon halkın ve bilimsel toplulukların kullanımına sunulmuştur. Çöllerin �boş gereksiz alanlar� olarak bilinmesine inat, koleksiyonun ziyaretçiler için ruhları ve duygularını doyuran niteliği yanında çöl ekosistemindeki Bitkilerin form ve tiplerinin çok çeşitli farklılıklarını öğreten özelliğe de sahiptir. Bu Bitkilerin çoğu evde yada diğer iç mekanlarda kullanıma uygundur. Bilim adamları için ise bahçe koleksiyonu, bu konudaki çalışmaları için olağanüstü bir done bankası. Alanın ender bulunan Bitkileri kapsamlı tohum koleksiyonu, türler için bir destek ve ileriki çalışmalar için imkan sağlamaktadır. Desert Botanical Garden, çöl Bitkileri üzerine yapılan çalışmalar için Birincil araştırma kurumu olarak görevlendirilmiştir. Bahçe araştırmacıları bir çok alanda çalışmaktadır:
Floristik � alan içindeki Bitkilerin farklı türleri üzerine çalışma
Sistematik � Bitkilerin birbirleri arasındaki evrim ilişkisi ve orijin çalışması
Ekoloji � organizmalar ve çevreleri arasındaki ilişki üzerine çalışma
Koruma Biyolojisi � insanın bitkiler ve çevre üzerine etkilerinin incelenmesi
Etnobotanik - bitkiler ve insanlar arasında geçmişte ve bugündeki ilişki
Hortikültür � kentsel düzende Bitkilerin yetiştirilmesi ve kullanılması Çöl ekosistemlerindeki karmaşıklığın anlaşılmasına adına araştırmacılar Desert Botanical Garden�da çaba sarf etmekteler. Araştırma programında kurak bölge Bitkileri, koruma, etnobotanik ve ekolojinin dokümantasyon çalışmaları yapılmaktadır. Alanın Herbaryumunda dünyadaki kurak bölgelerden ve özellikle Arizona�dan getirilen 51.000�e yakın sayıda bitki türü koleksiyonu sürekliliğini devam ettirmektedir. Herbaryum koleksiyonunun bir bölümü on-line olarak insanların tanıması amaçlı sunulmaktadır. Alanın kütüphanesinde 7.000 cilt ve sürekli yayında çöl ekosistemini tanıtma amaçlı yerini almıştır.
Koleksiyonlar
Desert Botanical Garden dünyada en iyi korunan, yerel halk ve ziyaretçiler bakımından tercih edilen bahçelerden biridir. Dünyadaki çöl Bitkilerinin başlıca koleksiyonlarından birine sahip, koleksiyonun yeri ve zamansal süreci üzerine elinde fazlaca hem bahçecilik hem bilimsel değere sahip done bulunduran bir alandır. Koleksiyon ve buna ait dokümantasyon, koruma, eğitim ve araştırma üzerine uluslar arası öneme sahiptir.
�Yaşayan Koleksiyon� 3.931 sınıflama ve 139 familyaya sahip 21.000�in üzerinde bitki içermektedir. Yaklaşık olarak Bitkilerin; yabancı kökenli bitkilerde dahil olmak üzere %75�i dokümantasyon olarak elde edilmiştir. Koleksiyon özellikler Cactaceae, Agavaceae, Aloaceae familyasından ve Sonoran Çölü florasından oluşmaktadır.Alanda özellikle 1.350 farklı türle birlikte 10.350 bitkiye sahip kaktüs koleksiyonu ile ünlenmiştir. Kaktüs koleksiyonunun en önemli noktaları:
Opuntioideae altfamilyası: Bahçe bu grupta bütün türlerin en çoğunu bir arada buluşturan niteliktedir. (261 türün 208�i Desert Botanical Garden�da yer almaktadır.)
normalEchinocereus: 91 bilinen türün 84�ü mevcuttur. Diğer temel koleksiyonlar; Mammillaria, Coryphantha, Ferocactus ve Güney Amerikan Kaktüsü, özellikle normalCopiapoa, Eriosyce ve normalEchinopsis .
Agavaceae familyasındaki Yucca ve Agave türleri formlar alan içindeki Ikincil öneme sahip koleksiyondur. Bu sınıflamada 35 Yucca türü ve 141 Agave türü bulunmaktadır. Diğer önemli koleksiyon, Eski Dünya sukkulentleri (1.207 taksonomi), çöl ağaç ve çalılarını(1.116 taksonomi) içermektedir.
Dünyada Opuntioideae altfamilyasından en fazla sayıda türü içeren koleksiyona sahip Desert Botanical Garden, bilim adamları ve araştırmacılar için önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Bu altfamilyadaki bitkiler habitatlarında ağaçtan çalıya çok çeşitlidir. Ağaç gövdeleri genellikle küçük, geçici yapraklara sahip belirgin çizgilerle bölünmüş haldedir. Areoller içinde glokid denilen altfamilyanın karakteristik özelliği olan küçük, keskin dikenleri vardır.
Koleksiyonda birde dünya çöllerinde, özellikle güneydoğu U.S. ve kuzey Meksika kökenli 169 ender, tehlike altında bulunan türler bulunmaktadır. Bu koruma koleksiyonunun bir parçası da, CPC�nin desteklediği 36 türdür. Buna ek olarak, nadir Bitkilerin, yaşayan tohumları ve polenleri dondurulmakta ve çöl türlerinin kapsamlı tohum bankasında depolanmaktadır.
Derleme: Pınar Özyılmaz/ Peyzaj mimarı- Ankara.Ü
19 Ocak 2008 Cumartesi
Solenoid vanalar ve çalışma prensipleri
Boyutları, şekilleri ya da modelleri ne olursa olsun, vanalar her sulama sisteminde su akışının regüle edilmesinde kritik bir rol oynarlar. İyi bir dizayn ve bakım için öncelikle tipik bir elektrikli vananın nasıl çalıştığını incelemekte fayda vardır.
Su vananın içine giriş (inlet) kısmından girdikten sonra diyaframın üstünde yer alan odacığa (upper chamber) doğru hareket eder. Diyafram vananın içinde yukarı aşağı hareket ederek vananın açılıp kapanmasını sağlayan yuvarlak, plastik bir malzemedir.
Su, vananın üstündeki bu odacığa dolar, bu arada pilot akış tüneli (solenoid port) aracılığıyla solenoidin alt kısmına kadar ulaşır. Herhangi bir çıkış olmadığı için, su bu bölümde basınçlı hale gelir. Bu anda giriş basıncıyla diyaframın üst bölümündeki basınç eşitlenmiştir. Ancak diyaframın üstündeki alan daha geniş olduğu için, bu bir güç yaratır ve diyaframı aşağıya doğru iter.
Diyaframı kapatan, basınç ile alanın çarpımı olan bu güçtür.
( Güç = Basınç X Alan)
Vanalardaki solenoidler aslında içindeki yay sayesinde ufak bir metal, silindiri (plunger) aşağıda tutarak suyun girmesini engelleyen bir tür elektrikli mıknatıstır. Solenoid manuel olarak ya da bir kontrol cihazı aracılığıyla operasyonel hale getirildiğinde, ufak metal silindiri (plunger) yukarı çeker, böylece su solenoidin altındaki çıkış tünelinden (exhaust port) aşağıdaki vananın çıkış (outlet) bölümüne doğru ilerler. Bunun sonucunda, diyaframın üstündeki güç yok olur. Böylece diyaframın altındaki güç daha kuvvetli hale geldiğinden diyafram yukarı doğru hareket eder.
Su, vananın giriş (inlet) bölümünden çıkış (outlet) bölümüne doğru akışa geçer. Bu hareket solenoidin altındaki çıkış tüneli (exhaust port) açık olduğu sürece devam eder. Solenoidin içindeki ufak metal silindir (plunger) tekrar aşağıya düştüğünde (mıknatıslanma bittiğinde yani kontrol cihazı elektrik akımını kestiğinde), çıkış kanalı kapanır ve daha önce açıklanan basınç diyaframın üst bölümünde tekrar oluşur.
Diyaframın üstündeki güç altındaki güçten daha fazla olduğunda diyafram kapanır, bu da su akışını keser. Tabi ki, otomatik bir sistemde yukarıda anlatılanlar çok çabuk bir şekilde gerçekleşir.
Derleme: Ahmet Aydın (İ.Ü-p.m/90) Ags Sulama
Bahçelerde sulama
| Bahçelerde sulama | |
| 1. Toprak Suyunun Sınıflandırılması a. Sızan su b. Tutulan su · Kapillar su · Higroskopik su c. Taban suyu d. Durgun su Sızan su : Su ile doygun bir toprakta suyun bir kısmı yer çekiminin etkisiyle derinlere doğru sızar. Bu sızma toprağın geniş gözeneklerinden ve makroporlardan olmaktadır. Sızma yaklaşık 0-1,3 atm basınç altında gerçekleşir. Tutulan su : sızan su hareketinin sona erdiği andan itibaren toprakta tutulan su miktarıdır. Taban suyu : Sızan su geçirimsiz bir tabakaya rastlarsa daha derinlere sızamayarak toprak gözeneklerini doldurur. Sonrada geçirimsiz tabakanın eğimine, bazı yerlerde de arazinin eğimine bağlı olarak hareket eder. Durgun su : Toprakta geçirimsiz tabakaya rastlayan su hareket edemediği zaman durgun suyu oluşturur. 2. Toprak Nem Sabiteleri a. Doygunluk noktası b. Tarla kapasitesi c. Daimi solma yüzdesi d. Higroskopik sabite e. Fırın kuru toprak Doygunluk noktası : toprak gözeneklerinin tamamen su ile dolu olduğu durumdaki nem düzeyidir. Tarla Kapasitesi : sızan suyun tamamen sızdığı yani sızma işleminin durduğu andaki nem düzeyidir. Pratik olarak 1/3 atm tansiyonla tutulan nem değeri olarak ifade edilebilir. Tarla kapasitesi ile daimi solma yüzdesi arasındaki nem düzeyi Bitkilerin faydalanabildiği nem düzeyidir. Daimi solma yüzdesi : Sulandıklarında Bitkilerin tekrar kendilerine gelemeyecek şekilde solma göstermeye başladıkları nem düzeyidir. Sulama uygulamaları açısından bu 3 nem sabitesi büyük önem arzetmektedir. 3. Faydalılık açısından toprak suyu a. Yarayışsız su b. Yarayışlı su c. Fazla su olarak sınıflandırılabilir. 15 atm�den yüksek tansiyonlarla tutulan sular yarayışsız su olmaktadır. Tarla kapasitesinin altındaki sularda toprağın tüm gözeneklerini doldurduğundan havalanma sorunları oluşturur ve topraktan hızla uzaklaştırılması gereken sulardır. Yukarıda da belirtildiği gibi tarla kapasitesi ile daimi solma yüzdesi arasındaki su bitkiler için yarayışlı sudur. Yarayışlı nem kapasitesi sulama zamanının tespiti ve sulama dozunun ayarlanması bakımından önemlidir. Ancak bitki-toprak etkileşimleri ve bunların kök bölgesi derinliğine etkisi ve iklim faktörlerindeki kararsızlıklar nedeniyle sulama için tavsiye edilen zaman farklılıklar göstermektedir. Kabaca toprağın su kapasitesinin % 25-75 oranında tükenmesi aralığında sulama yapılması tavsiye edilir. Özet bir ifade ile toprak neminin tarla kapasitesi civarında optimum yarayışlılığa sahip olduğu, nem miktarı azaldıkça yarayışlılığının azaldığı ve daha daimi solma yüzdesine gelmeden bitki gelişmesinin önemli ölçüde zarar gördüğü söylenebilir. Bu sebeple toprak yarayışlı neminin tükenmesini veya daimi solma yüzdesine ulaşmasını beklemeden sulama yapılması gerekir. Sulama zamanının belirlenmesinde gözlemlerden yararlanılabileceği gibi, bitkinin solma belirtileri göstermesi, yapraklarının normalden daha koyu yeşil bir renk alması suya ihtiyaç duyduğunu gösterir. Ancak bu aşamaya gelmiş bir bitkide ciddi hasarlanmalar meydana gelebilir. Öte yandan gözlemle sulama zamanı tespiti de her zaman yanıltıcı olabilir. Objektif olarak sulama zamanının belirlenmesinde tansiyometreler pratik olarak kullanılabilir. 4. Sulama Yöntemleri a. Yüzey Sulama Yöntemleri: Adi salma yöntemi : Bu yöntemde su tarla hendeklerinden saptırılarak toprak yüzeyini devamlı bir tabaka halinde kaplayacak şekilde tarla yüzeyinde rasgele yayılmaya bırakılır. İşçilik masraflarının ve sulama kültürünün az olduğu yerlerde geniş oranda kullanılır. Tarla laterallerinden salma usulü sulama : Adi salma yönteminin bir değişik şekli olup, sulama suyu tarla laterallerinden taşırma suretiyle tarlaya verilir. Adi tava usulü sulama : Bu yöntemle sulama etrafı seddelerle çevrili düz parsellere büyük akış debilerinin verilmesi ile yapılır. Özellikle düz ve düze yakın arazilerin sulanmasında uygundur. Uzun tava yöntemi : Bu yöntemin esası, tarlanın azami meyil istikametinde uzun şeritlere ayrılması ve bunların aralarının seddelerle bölünmesidir. Şeritlerin üst başından sevk edilen su ince bir tabaka halinde ve seddelerle kontrol edilerek aşağı doğru akar. b. Yağmurlama Sulama Yöntemi: Yağmurlama sulama yönteminde su doğal yağışa benzer biçimde toprak yüzeyine serpilmek suretiyle uygulanır. Bu yöntemde su kapalı borularla mekanik püskürtücülere kadar taşınır ve püskürtücülerden suyun toprağa yağdırılması küçük orifis ve memelerle basınç altında yapılır. Sistemin çalışması için gerekli basınç genellikle pompalarla sağlanır. Bunun yanında su kaynağının sulama alanından yeterince yüksek olması da gerekli basıncı sağlayabilir. c. Mini-spring Yöntemi: Yağmurlama sulama ile damla sulama arasında bir yöntem olup, ince borularla tarlaya dağıtılan su küçük yağmurlama başlıkları ile araziye dağıtılır. Sabit bir sistem değildir gerektiğinde toplanabilir. d. Toprak Altı Sulama Yönemi: Toprak altı sulama sun�i yolla toprak altına su ilavesiyle taban suyu seviyesinin düzenleme faaliyeti olarak tanımlanabilir. Bu yöntemde su seviyesi kök bölgesinde su ve hava miktarının en iyi şekilde kombine edilmesini sağlayacak yükseklikte muhafaza edilmelidir. e. Damla Sulama Yöntemi: Damla sulama intensif sulu tarımda kullanılmak üzere geliştirilmiş olan bir yöntemdir. Damla sulaması toprak yüzeyine veya yüzeyin hemen altına yerleştirilen küçük çaplı orifis yardımıyla arıtılmış suyu toprak yüzeyine veya içerisine veren bir sistemdir. Bu sistem suyun belirlenmiş bir desene alçak basınç altında verilmesine imkan sağlar. Bu sistemin çalıştırılması için gerekli olan basınç yağmurlama sistemindekinden daha azdır. Bu sistemde su yaygın boru ağı aracılığı ile her bitkiye kadar götürülür. Öte yandan bitkilere verilecek gübreler de sulama suyu ile birlikte verilebilir (fertigation). Kısacası sistemin esası bitkinin ihtiyaç duyduğu su ve besin maddesi miktarını optimum seviyede tutmaktır. Klon anaçları ile tesis edilmiş bahçeler için en uygun sulama sistemi damla sulama kısmen de mini-spring sulama sistemidir. Salma sulamada arazi yüzeyinde göllenmeler oluşmakta ve özellikle MM 106 gibi kök boğazı çürüklüğüne hassas anaçlarda kurumalar görülebilmektedir. Öte yandan işgücünden tasarruf edilmesi, sulama ve gübreleme etkinliğinin artırılması, sulama suyundan tasarruf edilmesi gibi üstünlükleri nedeniyle damla sulama sistemi tercih edilmelidir.
| |
Yazan : Hüseyin AKGÜL / Ziraat Yüksek Mühendisi
Çocuk Oyun Elemanları
Söylememek elde değil! Gördüklerim beni rahatsız ediyor. Yola tüküren adamdan, asfalttaki koca rögar tümseklerinden, suyu sokak boyunca akan çöpten, neden yapıldığından bile haberim olmayan bitmez tükenmez yol çalışmalarından, olmadık yerlere konulan reklam panolarından, düşünülmeden yapılmış üstüme gelen binalardan, bloklardan, kırık kaldırımlardan rahatsızlık duyuyorum. Özensizlik her yerde gözüme çarpıyor.
Eminim çoğumuz benzer rahatsızlıklar yaşıyoruz. Ortak kullanılan alanlara, evimize gösterdiğimiz ilgiyi göstermiyoruz. Dolayısıyla sokakta yürürken gördüklerimize, sadece söylenerek geçiyoruz. Bir süre sonra da, göz alışkanlığından olsa gerek, söylenmiyoruz bile.
Sorunları halletmek yerine sorunlarla birlikte yaşamayı tercih ediyoruz veya birilerinin çözüm bulmasını bekliyoruz. Evet, bir yere kadar böyle bir beklenti içinde olmak anlamlı olabilir. Ama bize de görev düşüyor. En azından rahatsızlığımızı dile getirerek yetkililerle birlikte birşeyler yapabiliriz.
Pek çok konuda olduğu gibi, çevresel bilincin kazandırılması konusunda da eğitimin çok önemli yeri vardır. Kurallar konusunda da eğitimin çok önemi var. Kuralar ve yaptırımlarla birtakım düzenlemeler yapılabilir; ama bu yüzeysel bir çözüm olur. Bunun için nereden başlamak gerekir?
Çocuk parklarından başlanabilir. Çocuk parkları, yapılarla şekillenen şehir ortamında, çocuğun doğayla buluştuğu, çeşitli elemanlarla egzersizler yaptığı alanlardır. Amaç ,oyun oynarken çocuğun psikolojik ve fizyolojik yönden gelişmesini sağlamaktır. Sosyalleşmeye başlayan çocuğun, evinin dışında, kendini ait hissedebileceği, sahipleneceği ilk alanlardan biridir.
Biraz daha büyüdükçe, mahalle, okul, sürekli gittiği bir kafeterya vs. gibi yerleri de sahiplenmeye başlar. Acaba çoğu zaman bakımsızlıktan sevimsiz demir yığınlarının bulunduğu alanlar haline gelen parklar, çocuklara ne kadar faydalıdır; daha faydalı hale nasıl getirilebilir? Bu konu üzerinde düşünmek gerekir.
Bence çocuk parklarında görmeye alıştığımız benzer elemanların dışında, yeni arayışlara gitmek gerekir. Parklara yeni anlamlar yüklenerek çocukların sevebilecekleri, kendilerini ait hissedebilecekleri alanlar haline getirilebilir. Çocuk büyüdükçe, bu ilgisi diğer kullandığı alanlara da yansır ve en son şehir ölçeğinde çok daha ilgili, duyarlı ve yapıcı bir birey olabilir.
Sadece söylemek hiçbir işe yaramıyor. Rahatsız olduğumuz şeyleri değiştirmek için çaba göstermemiz gerekir. Düşüncelerimizi paylaşmak bize yeni ufuklar açabilir. Konuyla ilgili fikir ve mimari proje yarışması açabilir. Farklı disiplinle biraraya gelerek çalışabilir. Ticari endişelerin yönlendirmesine izin vermeden yeni düşünceler desteklenebilir. Bunun için duyarlı davranmamız ve ilgi göstermemiz yeterli.
Yazan : Ceren Sezer / Mimar İ.T.Ü
Kent Mobilyaları
| Kent Mobilyaları | |
| | ![]() City furniture kentin açık alanlarına yani parklara, yollara, refüjlere, yeşil alanlara, dinlence alanlarına konulan siimgesel, fonksiyonel ya da sanatsal etkileri olan; heykel, anıt, su elemanları, oyuncaklar veya mekansal düzenlemelerin parçalarıdırlar Birkaç örnek verecek olursak sahillerdeki �Yunuslar heykeli�, �İnsan hakları anıtları�, �Barış anıtı�, çeşitli parklardaki heykeller sayılabilir. Bunlara son günlerde yeni örnekler eklendi. Bu örnekler, bazı parklara konular askeri jet uçaklarıdır. Kimileri tarafından ilginç olarak değerlendirilirken kimileri tarafından da �savaş kışkırtıcılığı� yaptığı şeklinde yorumlanan bu uçaklar hakkında birkaç şey söylemek istiyorum Askeri uçak, askeri top, savaş gemisi ve benzeri elemanların amaçlarını en iyi yansıtacak şekilde düzenlenecek; açık alan sergisi, müze, şehitlik gibi yerlerde sergilenmesi daha doğru olur kanısındayım. Çanakkale savaşlarında emeği geçen unutulmaz �Nusret� mayın gemisi, Çanakkale�de böyle bir alanda sergilenmektedir. Gene Hava eğitim komutanlığının önünde bir askeri uçak yıllardır sergilenmektedir ve bu kimseyi de rahatsız etmemektedir. Hatta milli duygularımızı güçlendirerek, ulusal özgüvenimizi artırmaktadır Medyada özellikle televizyonlarda vurdulu kırdılı, savaş ve kavga ağırlıklı yayınların çoğaldığı, hatta çocuklar için yapılan çizgi filmlerin bile uzay savaşçılarının ya da savaşçı �Ninja� ların tiplemelerinin ağırlık kazandığı bir dönemde çocukların ve gençlerin bunlardan etkilenmemesi beklenemez. Böyle bir filmi izleyen çocuğun tedirginliğini ve gerginliğini görünce onun etkisini hissedebilirsiniz Medyada böyle bir etki ortamı varken, ağırlıklı olarak çocuklara, gençlere ve yaşlılara hizmet veren park, rekreasyon alanı gibi dinlence yerlerinde daha barış ağırlıklı, sevgi ve sanat ağırlıklı enstrümanların kullanılması doğru olacaktır. Kent içinde sınırlı bir alana sahip olan park ve dinlence alanlarında, özellikle sanat ağırlıklı heykellerin, hareketli su elemanlarının, uygulama ortamı bulması iyi bir fırsat olabilir. Hatta sanatçıların, çocuk ve gençlerle kaynaşabileceği açık hava sanat atölyeleri bile oluşturulabilir Bu gün için masumane gibi görünse de, gelecekte; parklara savaş uçaklarını koymanın bir moda olacağı, tüm kentlere yayılabileceği gibi bir ihtimali düşünmek, hatta konacak savaş uçağı bulunamadığı takdirde askeri top ve tankların kentsel mobilya olarak kullanılabilme ihtimali olduğunu varsaymak bile insanın tüylerini ürpertmektedir. Bunun benzeri bir deneyim, Karşıyaka sahili Girne caddesi karşısına yıllar öncesi bir askeri topun konması ile yaşanmış idi. Hatta bu topun yönü, Yunanistan ile diplomatik bir sorun olmuş, topun yönü caddeye çevrilince de halkın tepkisini almıştı. Bu topun tepkiler sonucu kaldırılmasını takiben aynı yere konan �yunuslar heykeli� ve etrafında oluşturulan su elemanı, amaç ve imaj açısından iyi bir uygulama olmuştur Milli duyguları pekiştirecek, çocuklara ve gençlere savaş gemisi, savaş uçağı, toplar gibi araçları tanıma fırsatı vermek için kentin dışında ayrılacak alanlarda sergiler oluşturulabilir. Hatta bunlar açıklayıcı bilgiler içeren uygulamalarla da zenginleştirilebilir. TCDD�nin Selçuk�ta oluşturduğu �Buharlı lokomotifler sergisi� artık kullanımdan çıkmış ancak bir dönemin teknoloji ve güç aracı olan buharlı lokomotiflerin bir çok modelinin sergilendiği başarılı bir sergi uygulamasıdır. Bu başarılı uygulamaya benzer, kent dışında yakın bir sahilde �Deniz araçları müzesi�, gene kent dışında bir çok uçağın sergilenebileceği, amatör havacılık eğitiminin verilebileceği �havacılık müzesi� oluşturulması isabetli çözümler olabilir. Şu anda parklardaki mevcut uçaklar da �hava şehitliği�ne konarak bunlara uygun bir anlam da yüklenebilir Ulu önder Atatürk�ün �Yurtta sulh, cihanda sulh� kavramının özellikle çocuk ve gençlere dönük park ve dinlence alanlarında, sanat ağırlıklı ifadesini bulacak enstrüman ve organizasyonlarla daha iyi aşılanabileceğini, böylesi uygulamaların projelerinin kullanacak olan çocuk, genç ve yaşlıların da görüş ve beklentileri alınarak oluşturulması gerektiğini düşünüyorum Bu tip projeleri gerçekleştirecek olan seçilmiş yerel yöneticiler, demokrasinin de iyi bir göstergesi olarak artık kent parklarına savaş uçaklarını değil, sevgi çiçekleri ve heykellerini koymalıdırlar. Bu, sanatın topluma yakınlaşması için de iyi bir fırsat olacaktır
|
Prekast Beton Uygulama
Parke taşı döşeme işlemine başlamadan evvel zemin sertliği kontrol edilmeli, gerekli ise stabilize veya benzeri sıkışabilen malzemeler ile zemin iyileştirilmelidir. Kum serilmeden önce gerekli olması halinde zeminin kompaktör veya silindir ile sıkıştırılması zemin sertliği için yeterlidir
Döşeme yapılacak alana yeterli incelikte ve ortalama 5-7 cm kalınlığında kum serilerek mastarlama işlemi yapılır. Böylece kum sayesinde zemindeki yükseklik farkları eşitlenerek döşeme öncesi Parke taşlarının altında düz bir satıh elde edilmiş olur
Mastarlama işleminden sonra serilen kuma el yardımı ile sıkıştırma işlemi yapılarak oluşan boşluklar kum ile doldurulur. Böylece zemin Beton Parke taşı döşeme işlemine hazır hale getirilir
Beton Parke taşları her iki taş arasına 1.5-2.0 mm. boşluk kalacak şekilde döşeme işlemine başlanır. Parke taşları arasındaki bu boşluklara işlem bitiminde serilecek kum nüfuz edecektir. Densa Beton Parke taşlarında bu aralık mesafesi için taşların yan yüzeylerinde özel olarak pah aralığı üretim esnasında bırakılmıştır. Döşenmeye başlayan taşların oturması için plastik uçlu çekiç ile basınç uygulanarak kum üzerine tam yerleşme kolaylıkla sağlanabilir
Döşenmeye başlanan Beton Parke taşlarında sürekli olarak yolun eğimi ve oluşabilecek zemin yükseklik farkları gözlenerek plastik uçlu çekiç ve mastar vasıtası ile döşeme hataları kolaylıkla düzeltilir
Döşeme işlemi bitiminde ince elenmiş kum döşeme alanı üzerine serilir ve fırça yardımı ile taşların derz aralarını dolduracak şekilde yayılır. Bu işlemden sonra kompaktör ile kumlu yüzeyin üzerinde gezilerek taşların tam yerleşmesi sağlanır
Taş döşeme işlemi bitiminde kum süpürülerek temizlenir. Daha sonra normal bir bahçe hortumu ile yapılacak olan yıkama işlemi sonunda Beton Parke taşı döşenmiş alan kullanıma açık hale gelir
Prefabrik Beton Parke
Yapı Parke, prefabrik olarak değişik tip ve boyutlarda üretilen ve zemin kaplaması amacıyla kullanılan yüksek dayanımlı Beton elemanlardır Yapı Parke; zemin uygulamaları için dayanıklı, farklı, kullanışlı ve çevre ile uyumlu seçenekler sunar
Nerelerde kullanılır?
1- Araç tarfiğine açık döşemelerde, sokak, meydan, park, otobüs durağı, benzin istasyonları,gösteri alanları,..
2- Ağır araç trafiğine açık döşemelerde, Fabrika alanları döşemelerinde, sanayii tesisleri böşeme ve bahçeleri, yükleme limanları, demiryolu geçitleri,..
3- Yaya trafiğine açık döşemelerde, Kaldırım, yürüyüş yolları, patikalar, park düzenlemeleriyüzme havuzu alanları, bisiklet yolları, ..
4- Çok amaçlı kullanımın olduğu döşemelerde, Kanallar, dereler, rezervuarlar, bentler, nehir kıyıları, şev stabilitelerinde..
Yapı Parke nasıl kullanılır?
Hazırlanmış alt temel tabakası üzerine kilitli Beton Parke döşenmesi dört adımda tamamlanır Bu adımlar:
- Kum yatağın (temel tabakası) yerleştirilmesi ve mastarlanması, - Parkelerin yerleştirilmesi, - Kenarların tamamlanması, - Yüzeyin sıkıştırılması, şeklinde sıralanabilir
1- Kum yatağın (Temel Tabakası) hazırlanması
Kum yatak için kullanılacak kum temiz ve üniform dane dağılımına sahip olmalıdır. İçersinde kil ve diğer yabancı malzemeler aşırı miktarda bulunmamalıdır. Döşeme esnasında yol yüzeyinde istenen düzgünlüğü elde edebilmek için kullanılan kumun rutubetinin üniform olmasına dikkat edilmeli ve iş süresince bu uniformluluğu korumak için kum mümkün olduğunca aynı kaynaktan temin edilmelidir
Hazırlanmış alt temel tabakası üzerinde bitmiş kaplamanın üst kotları (kırmızı kot) araziye aplike edildikten sonra belirtilen özelliklere sahip kum iş yerine getirilerek 5 cm kalınlıkta üniform olarak yola yayılmalıdır. Kum kalınlığı olarak 5 cm kalınlık genelde tavsiye edilen ve uygulanan kalınlıktır. Kum tabaka kalınlığının 5 cm'den daha düşük kalınlıkta planlanması durumunda alt temel tabakasının yüzeyinin daha hassas oluşturulması gerekir. Bu da maliyeti artırıcı bir unsurdur
2- Parkelerin yerleştirilmesi:
Hazırlanan kum tabakası üzerinde belirlenen döşeme desenine uygun olarak Parkeler yerleştirilir. Parkeler döşenmeye başlandığında ilk sıraya yerleştirilen taşların doğrultusu ve düzgünlüğü çok önemlidir. Diğer sıralardaki döşemenin kalitesini büyük oranda ilk sıradaki Parkeler belirleyeceğinden bu konuya çok dikkat edilmesi gerekmektedir
Döşeme esnasında Parkeler yolun bir tarafındaki bordüre dayanır, karşı tarafta standart Parkenin sığmayacağı büyüklükteki boşluklar, bilahare uygun şekilde kesilmiş Parkelerle kapatılmak üzere boş bırakılır
Parkeler yerleştirilirken kum tabaka üzerine yavaşça bırakılır, bu esnada döşenmiş olan Parkelerin yerinden oynatılmaması gerekir. Döşeme esnasında taşlar arasında kalan boşluk 2-3 mm'yi geçmemelidir. Taşlar arasında kalan boşluğun bu miktardan fazla olması durumunda bir lastik tokmak yardımıyla taşlar yerine itilir
3 Kenarların tamamlanması:
Parke döşeme esnasında, standart boyutlardaki Parkelerin yerleştirilemediği kenar boşlukları, boşlukların ebadına uygun biçimde kesilen Parkelerle tamamlanır. Bu iş için hidrolik kesme makinası kullanılır. Küçük parçalar keski ve çekiç yardımıyla yontularak hazırlanır ve yerine yerleştirilir. Boyutları 4 cm'den daha küçük olan boşluklar çimento harcı ile doldurulur. Döşeme güzergahındaki rögar, kontrol bacaları ve ızgaraların kenarlarına denk gelen boşluklar da aynı yöntemlerle tamamlanır. Sıkıştırma işlemi başlamadan önce kenar boşlukları tamamen doldurulmalıdır
4 Yüzeyin sıkıştırılması
Parke döşenmesi tamamlanan yol üzerinde uygulanan son işlem Parkelerin vibrasyonla sıkıştırılmasıdır. Böylece Parkelerin kum tabakası üzerinde istenilen son seviyesine oturtulması ve dolayısıyla da kilitlenmesi sağlanır. Bu işlem için değişik sıkıştırma ekipmanı kullanılabilir. 2 veya 3 kez uygulanan sıkıştırma sonrasında, döşenmiş yüzey üzerinde sıkıştırılmamıs bölge kalmamasına dikkat edilir
İlk vibrasyondan sonra yüzeye kum serilir. Ikinci ve Üçüncü kez vibrasyon uygulanarak bu kumun Parkelerin aralarına iyice yerleşmesi sağlanır. Bütün boşluklar iyice dolduktan sonra yüzeyde kalan fazla kum süpürülerek alınır
Kaynak: Arkitera
Derleyen Melih Güneydenk (Reklamcı- Uludağ.Ü )
Prekast Beton malzemeler - 2
Dış mekanların en çok kullanılan Parke taşı olan Prekast Beton malzemeler, alışılmış biçimiyle dış zeminlerin vazgeçilmez döşeme taşı olarak kendini kanıtlamıştır. Bir çok toplu konut alanlarında rahatlıkla kullanılan ve her türlü mimariye uyum gösteren Prekast Beton, sağlamlığının yanısıra dekoratif görünümü ile de ihtiyacınıza en iyi ve ucuz şekilde cevap verebilmektedir
Özellikle şehir içi yol ve tretuar kaplamalarında, sanayi alan ve yollarında, araç park alanlarında, ticari merkezlerde, fabrika çevreleri ve benzeri yoğun çalışmalara maruz kalan bölgelerde yıllarca bozulmadan kullanabileceğiniz muhtelif renk seçenekleri sayesinde mekanlarınızı canlandıracaktır
| Boyut ve Ölçüler | ||||
| Genişlik | Uzunluk | Yükseklik | Adet/m2 | kg/m2 |
| 16.3cm | 19.8cm | 6cm | 35 | 135 |
| 16.3cm | 19.8cm | 8cm | 35 | 170 |
| 16.3cm | 19.8cm | 1 | 35 | 210 |
K lasik tip kaplama taşları sınıfından olan Prizmatik Parke Taşı, uygulama alanının genişliği nedeni ile farklı mekanlarda bile rahatlıkla kullanılabilir. Prizmatik, şehir içi yaya ve araç trafiğine açık yollarda, alışveriş merkezleri, toplu konut alan ve yollarında sanayi tesislerinin iç ve dış mekanlarında, bahçe Peyzajında en çok kullanılan Parke taşıdır. Değişik şekil ve motiflerde dizilebilmesi ve her türlü mimariye uygunluk göstermesi Prizmatik taşın projelere kolay uygulanabilmesini ve doğal görünümü sağlamaktadır
| Boyut ve Ölçüler | |||||
| Genişlik | Uzunluk | Yükseklik | Adet/m2 | kg/m2 | |
| 1 | 2 | 6cm | 49 | 140 | |
| 1 | 2 | 8cm | 49 | 170 | |
| Boyut ve Ölçüler | ||||
| Genişlik | Uzunluk | Yükseklik | Adet/m2 | kg/m2 |
| 16cm | 16cm | 8cm | 39 | 170 |
| 16cm | 24cm | 8cm | 26 | 170 |
| Boyut ve Ölçüler | ||||
| Genişlik | Uzunluk | Yükseklik | Adet/m2 | kg/m2 |
| 9/14cm | 23cm | 8cm | 38 | 170 |
Kaynak: Behaton
Prekast Beton malzemeler
çim bordürü çok sayıdaki döşeme renkleri ve bunlarla yaratılan kombinasyonu sayesinde her tip Parke taşı ile kolaylıkla kullanılabilen tamamlayıcı bir bordür tipidir. Parke taşı ile döşenmiş alanlar basit bir çalışma ile çim bordürünün uygulanması sayesinde mükemmel mekanlara dönüşebilirler. Parke taşlarının bitiminde ve yanlarında sınırlayıcı olarak kullanılabilen çim bordürleri evlerin çevresinde, küçük ve büyük sanayi tesislerinde, ticaret merkezlerinde ve daha birçok yerde Parke taşları ile beraber kolaylıkla kullanılabilmektedir
| Boyut ve Ölçüler | ||||
| Genişlik | Uzunluk | Yükseklik | Adet/mt | kg/mt |
| 25cm | 12cm | 6cm | 8 | 60 |
Çağdaş yaşamın ve toplumsallaşmanın yoğun olduğu günümüz şartları, yaşadığımız şehirlerin estetiksel ve görsel önemini bir kez daha ön plana çıkartmaktadır. Bu amaçla hazırlamış olduğumuz Kent mobilyaları, görünüm güzelliği, çağdaş dekorasyonu ve pratik oluşunun yanısıra sağlamlığından dolayı hedeflenen çevre düzenlemene önemli katkılar sağlayacaktır U Tipi oturma elemanlarının en önemli özelliği çok amaçlı şekillerde kullanılabilir olmasıdır. Oturma grubu olarak kullanılabileceği gibi, çiçeklik, şev elemanı, bank ve kademeli oturma grubu olarakta kullanılabilmektedir. Bu sebeple çok tercih edilen bir kent mobilyası modelidir. Bütün bunların yanısıra pratikliği, sağlamlığı ve görsel güzelliği ile de tercih sebebi olmaktadır

Kaynak: Behaton
Telefonla çiçek sulama
Giriş ve Amaç
Yaşadığımız mekânların vazgeçilmez süslerinden biri olan çiçeklerden, tatile çıkmak gibi sebeplerle uzun süreli ayrı kalındığında, onları susuz bırakma endişesi doğmaktadır. Böyle durumlarda genellikle insanlar, evinin anahtarını komşusuna ya da bir yakınına bırakmak zorunda kalmaktadır. Bu yolu tercih etmeyenler ve böyle bir imkanı olmayanlar, çiçeklerini ya yanlarında götürüyor ya da hiçbir garantisi olmayan yöntemlerle evinde bırakarak kaderine terk ediyorlar. Hatta sırf bu yüzden canlı çiçek beslemekten çekinenlerin mevcut olduğu bilinmektedir. Başta basit olarak görülen fakat iş başa geldiğinde kara kara düşündüren bu konuya, garantili bir sistemle çözüm önerilmektedir. Yıllar önce seyredilen bir bilim kurgu filminden esinlenerek yola çıkılan projede uzun süreli evden ayrı kalındığında evde kimse yokken bile çiçeklerin sulanabilmesi amaçlanmaktadır. Bu işlem, önceden kurulan bir sisteme dışarıdan telefon etmek suretiyle yapılmaktadır. Çalışması garantili olduğu için de gönül rahatlığı ile kullanılabilmektedir.
Böyle bir sisteme duyulan ihtiyaç ve sistemin kullanılabilirliliğini araştırmak için,değişik kesimlerden kişilerle bir anket çalışması yapılmıştır. Araştırmanın sonuçları projemizi destekler mahiyettedir. Anket sonuçları ayrıca bir rapor olarak çıkarılmıştır.
Yöntem
Evden ayrılmadan önce, pratik olan sistem, saksılarla birleştirilir ve telefon kablosu cihaza takılır. Çiçekler hangi periyotta sulanıyor ise, o zaman geldiğinde bulunduğumuz yerden evin telefon numarası çevrilir, gelen mesajdan sonra, önceden kendimizin tespit ettiği şifre kodlanır ve telefon kapatılır. Telefon hatlarında var olan enerjiden yararlanılarak oluşturulan sisteme, dışarıdan telefon edildiğinde, gelen sinyal, elektronik kumanda devresini çalıştırır. Kumanda devresi, elektrik motorunu harekete geçirir. Bidondaki su, pompa motorunun yardımıyla saksılara aktarılır. Su pompalama işlemi, sistemde bulunan ayar düğmesi ile önceden tespit edilen süre kadar devam eder. Suyun debisi de pompa motorunun çıkışında bulunan dağıtıcılardaki musluklar yardımıyla önceden ayarlanmıştır. Sulama işlemi bittiğinde sistem ilk halini alır ve bir sonraki aranmaya hazır hale gelir.
Sistem bilinen sabit telefon hattıyla çalıştığı için, başkaları da telefon etmiş olabilir ve çiçekler bizim dışımızda da sulanabilir. Böyle bir olumsuzluğu gidermek ve sistemin, başkalarının da aramalarında çalışmaması için, elektronik kumanda devresinin önüne bir şifre cihazı yerleştirilmiştir. Telefon edildiği esnada elektriklerin kesik olabileceği göz önüne alınarak, sistem kesintisiz DC güç kaynağından beslenmektedir. Sistemin akış diyagramı aşağıdaki gibidir
Materyal
Sistemin özünü oluşturan elektronik kumanda devresinde, tetikleme, zamanlama ve anahtarlama işlemleri için; transistör, kondansatör, direnç, diyot, röle gibi uygun seçilmiş elemanlar kullanılmıştır. Kesintisiz DC. güç kaynağında, gerilim düşürme, doğrultma, filtre, regüle ve anahtarlama işlemleri için; akü, transformatör, transistör, diyot, direnç, kondansatör, röle gibi elemanlar kullanılmıştır. Suyu depolamak için, bidon; pompalamak için, elektrik motoru; dağıtmak için, musluklu kollektör ve hortumlar kullanılmıştır. Hortumları saksılara tutturmak için mandaldan yararlanılmıştır.
Elektronik devreleri tasarlamak, dizayn etmek ve test etmek için de; Avometre, kronometre, dereceli silindir ve osilaskop gibi ölçü aletleri kullanılmıştır.
Bulgular
Projeye, ilk önce Türk Telekom’un telefon hatlarında var olan enerjinin ölçülmesiyle başlandı. Hatlarda sürekli olarak DC. 48 Voltluk bir gerilim mevcuttur. Dışarıdan telefon edildiğinde DC. gerilimin üzerine, AC. 70 Volt sinyal gelmektedir. İşte bu sinyal bizim devremizde tetikleme işlemi görmektedir. Telefon hatlarındaki enerjiden en fazla 160 mA akım çekilebilmekte, daha fazla çekilmek istediğinde gerilim sınırlandırılmakta ve kesilmektedir. Kullandığımız elektrik motoru, 1 A’den fazla akım çektiğinden, sistem harici bir kaynakla beslenmektedir. Telefon hatları daima çalışır durumda olmasına rağmen, elektrik kesintilerinde pompa motoru çalışamayacağından, çiçeklerin sulanmasını garantiye almak için besleme kaynağına, akü ilave edilerek güç kaynağı kesintisiz hale getirilmiştir. Sistem, telefon edildiği esnada elektrikler yoksa bile kusursuz çalışmaktadır.
Kurulu sisteme bağlı olan telefon hattını herkesin arayarak çalıştırması ve çiçeklerin istenmeden sulanması riskini önlemek için şifre cihazı kullanılmıştır. Sistemde şifre cihazı yokken, sistem her aramada çalışarak çiçekleri sulamaktadır. Şifre cihazı bağlandığında, telefon numarası çevrildikten hemen sonra “şifre giriniz” mesajı gelmektedir. Doğru şifrenin girilmesi halinde sistem hemen çalışmaya başlamaktadır. Doğru şifre girildikten hemen sonra telefon kapatılabilir. Hemen kapatılması veya beklenmesi sonucu etkilememektedir. Yanlış şifre girildiğinde ise “yanlış şifre tekrar deneyiniz” mesajı gelmektedir. Bu sırada sistem çalışmamıştır. Şifre yanlış olarak girildiğinde veya şifre girilmeyip beklendiğinde 20 sn sonra “hattı kapatıyorum” mesajı gelmekte ve hat kesilmektedir. Şifre doğru yada yanlış girilsin, sistem çalışsın veya çalışmasın 20 sn sonra sistem tekrar çalışmaya hazır hale gelmektedir.
Çiçeklerin sulanma süresi için bir zamanlama devresi kurulmuş ve ayar düğmesi dışarıya çıkartılarak, kullanıcıya ayarlama imkanı verilmiştir. Sistemin çalışma süresi çok çeşitli aralıklarda ayarlanabilir. Bu sistemimizde 37 sn ile 180 sn arasında zaman ayarı yapılabilmektedir. Bu süre sulanacak çiçeklerin azlığı veya çokluğu, saksıların küçüklüğü veya büyüklüğü dikkate alınarak ayarlanabilmektedir. Aynı zamanda pompa motorunun çıkışındaki dağıtıcıda bulunan musluklar yardımıyla, suyun debisi ayarlanabilmekte, özellikle küçük saksılara az su gitmesi sağlanabilmektedir. Bütün bu ayarları yapabilmek için, elektronik kumanda devresine konan başlatma ve durdurma butonları sayesinde manuel olarak sistem çalıştırılıp test edilebilmektedir. Bu sistem için ölçülmüş örnek bazı değerler şöyledir :
D.No Süre (sn) Su Miktarı (ml)
1 37 130
2 60 200
3 90 300
4 120 400
5 180 600
Ortalama büyüklükteki bir saksı (7 numara) için bir sulamada 200 ml su kullanıldığı düşünülür ve çiçekler haftalık periyotta sulanırsa, 10 çiçeğin bulunduğu bir evde bir aylık su ihtiyacı 8 litreyi geçmemektedir. Bu örnek dikkate alındığında, su depolamak için çok büyük bidonlara da ihtiyaç yoktur. Evden uzak kalınan süre ve saksı sayısına göre depo edilecek su miktarı kolayca tespit edilebilir.
Sistem; hem şehir içi, hem şehirler arası, sabit yada cep telefonu ile yapılan her türlü aramada çalışarak olumlu sonuç vermektedir. Aramak için 5 sn süre yetmekte ve az kontör harcamaktadır. Aranılan telefona ise bu işten dolayı bir ücret tahakkuk etmemektedir.
Tartışma
Ülkemizde hanelerin tamamına yakınında sabit telefon bulunmaktadır. Bu noktadan hareketle böyle bir sistem geniş bir kullanım alanına sahiptir. Aynı zamanda, çiçeklerin sulanmasında telefonlu sistem oldukça güvenli sonuçlar vermektedir. Telefon hattına bağlı olan sisteme, her çeşit telefondan ulaşılıp, telefon numarası ve şifre kodlanarak sonuç alınabilmektedir. Sistem, elektrik kesintilerinde de sağlıklı bir biçimde çalışmaktadır. Sistemin kurulumu da oldukça kolaydır. Çiçeklerin sulanabilmesi için, gitmeden önce sistemi saksılara birleştirmek ve telefon kablosunu cihaza takmak yeterlidir. İklim şartlarına göre, çiçeklerin su ihtiyacı değişse bile sistem her an çalışmaya hazır olduğundan, istenilen zamanda telefon ederek çalıştırabilmekte ve şartlara göre davranılabilmektedir.
Böyle bir sistem sadece deneysel maksatlı kullanılmakla kalmayıp endüstriyel amaçlı da düşünülebilir.
*Bu sistem için Türk Patent Enstitüsüne başvuru yapılmıştır.
Yazan : Hayati Durmus / Elektrik teknikeri
Toprak verimliliği ve Bitki beslenmesi
Peyzaj düzenleme çalışmalarındaki önemi
Gelişen teknoloji ve buna bağlı sorunlar insanoğlunu doğadan uzaklaştırırken aynı zamanda insanın doğaya olan özlemini de arttırmıştır. Buna paralel olarak son yıllarda, Peyzaj�a gösterilen ilgide de bir artış meydana gelmiştir. Ulaşamadıkları doğayı kendilerine yakınlaştırma çabasıyla toplumsal örgütler ve bireyler çevrelerindeki alanları yeşillendirme yoluna gitmişlerdir. Entellektüel seviyenin ve estetik anlayışın artmasıyla birlikte parklarda ya da evlerin, iş yerlerinin bahçesinde Peyzaj düzenlemeye talep artmıştır.
Peyzaj çalışmalarında; projelendirme, alt yapı çalışmaları, ithal ve/veya kıymetli yerli türlerin tercih edilmesi, ayrıca bunların ekim, dikim, gübreleme vb. gibi hazırlık ve bakım işleri yüksek maliyet gerektirmektedir. Peyzaj düzenleme yaptıran insanlar, bu amaçla yüklü faturalar ödemektedirler. Dolayısıyla yaptıkları bu harcamalar karşılığında, en kısa sürede başarılı ve sağlıklı bir sonuç almak isterler. Aynı beklenti Peyzaj mimarları için de söz konusudur. Bu nedenle projeyi gerçekleştirecek mimarın, projelendirme öncesinde dikkate alması gereken önemli bazı noktalar vardır. Tarım ve ormancılıktaki bitkisel üretimde olduğu gibi, bir Peyzaj çalışmasında da, -diğer ekolojik faktörlerle birlikte- dikkate alınması gereken ilk husus; toprak, kullanılacak harç materyalleri (torf, orman humusu, pomza, perlit vb. gibi organik ve inorganik materyallar) ve sulama suyunun verimlilik ve bitki beslenmesi bakımından sahip olduğu fiziksel ve kimyasal özelliklerin bilinmesidir.
Peyzaj mimarı tarafından, projelendirme öncesi yapılması gereken öncelikli çalışmalardan biri; Peyzajı yapılacak yere ait toprak, gerekli durumlarda alana serilecek veya dikim çukurlarına koyulacak olan taşıma toprağı ya da harç materyali ve sulama suyunda ilgili analizlerin yaptırılmasıdır. Peyzaj çalışması yapılacak yer ve diğer unsurlara ait analizler yapılmaksızın projelendirme ve tesis gerçekleştirilirse; daha sonrasında karşılaşılacak sıkıntıların giderilmesi, hem işçilik hem de maliyette artışa yol açacak; ayrıca müşterinin memnuniyetsizliği ve proje mimarının yaşadığı başarısızlık da cabası olacaktır.
Toprak analiz sonuçları; toprağın bünye, tuzluluk, pH, organik madde ve kireç miktarı, içerdiği bitki besin elementlerinin konsantrasyonu konusunda sağlıklı bir fikir vermekte ve söz konusu toprakta, bitki yetiştiriciliği bakımından bir olumsuzluğun bulunup bulunmadığı kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Harç materyallerinde de benzer özellikler tespit edilmekte ve yetiştiricilik amacıyla kullanılıp kullanılamayacağı saptanmaktadır
Toprak pH�sı nın bilinmesi özellikle tür seçimi konusunda büyük önem taşımaktadır. Genelde Ibreli türler 5,5-6,5, yapraklı türler ise 6,0-8,0 aralığında pH isteğine sahiptir. Ağaç, çalı ya da otsu formdaki pek çok bitkide, yüksek ya da düşük toprak pH�sı, beslenme bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Doğu Karadeniz ve bazı lokal yerler dışında, ülkemiz topraklarının özellikle kireç miktarı ve buna bağlı olarak pH değeri yüksektir. Söz konusu koşullarda, bitki, mevcut olsa bile topraktaki bazı besin elementlerini alamamaktadır. Böyle durumlarda çeşitli besin elementi (özellikle mikro) noksanlıklarına sıklıkla rastlanmaktadır.
Yüksek tuz içeren toprak ya da harç materyali kullanımı nedeniyle bitkilerde tuz yanıklıkları meydana gelmektedir. Özellikle taşıma toprak ya da harç materyallerini satın almadan önce mutlaka analizlerinin yaptırılmasında yarar vardır. Çünkü genellikle piyasada (torf, funda toprağı vs. adı altında) satılan yerli organik materyallerin ambalajları üzerindeki bilgiler yeterince gerçeği göstermemektedir. Bilinçsizce seçilen taşıma toprak ya da harç materyali hem ona ödenen para ile hem de projenin başarısız olmasına yol açarak 2 defa para kaybına sebebiyet vermektedir
Ağır bünye ye sahip bir toprak ya da fiziksel özellikleri iyi olmayan bir materyal, kötü drenaj ve havasızlık koşulları oluşturduğundan bitkilerde kök boğulmaları meydana getirmektedir. Hafif bünye li topraklarda ise; su tutma ve katyon değişim kapasitesinin düşük olması bitki için çeşitli sıkıntılara yol açmaktadır. Toprak bünyesi konusunda bilgiye sahip olmak; bünyenin düzeltilmesi (organik madde ve duruma göre kum ya da kil ilavesi şeklinde), drenaj koşullarının iyileştirilmesi, uygun tür, harç materyali, sulama sistemi ve miktarının belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır
Organik madde miktarı nın fazlalığı; havalanma ve drenaj koşulları iyi, katyon değişim ve su tutma kapasitesi yüksek, genellikle yeterli seviyede besin maddesi ihtiva eden -yani verimli- bir toprağın göstergesidir. Ortamda yüksek oranda organik madde bulunması bilhassa yapraklı türler için istenen bir özelliktir. Ayrıca organik madde miktarının bilinmesi, harç materyallerinin C/N oranı hesabında kullanılmaktadır. C/N oranı yüksek materyaller Bitkilerin köklerinde yanıklıklara ve dolayısıyla zaman içinde Bitkilerin ölümüne neden olduğundan, alım öncesinde mutlaka bu durumun incelenmesi yani ilgili analizlerin yapılması gerekmektedir
Toprakta (N, P, K, Ca, Mg, gibi makro ve Fe, Cu, Zn, Mn, B gibi mikro) besin elementleri konsantrasyonu nun bilinmesi; Bitkilerin beslenme durumu (bitki besin elementlerinin noksanlık yahut fazlalığı ya da aralarında antagonistik ya da sinergistik etkinin bulunup bulunmadığı gibi) ve gübreleme ihtiyacının belirlenmesi bakımından oldukça önemlidir. Bu sayede, yetiştirilecek türe bağlı olarak, daha sağlıklı bir gübreleme reçetesi belirlenebilmektedir.
Sulama suyu analizleriyle; tuzluluk, pH durumu, anyon-katyon mevcudiyeti belirlenmektedir. Sonuçta, söz konusu suyla yapılacak sulamanın yetiştirme ortamı ve bitki gelişimi üzerine ne şekilde etki edeceği daha başlangıçta ortaya koyulmaktadır.
Kısacası, bu analizlerin sonuçlarına göre; varsa sorunlar ortaya çıkarılmakta, gerekli ıslah çalışmaları yapılabilmekte ya da çözüm yolları tayin edilmekte, ihtiyaca yönelik gübreleme reçeteleri oluşturulabilmekte, doğru harç materyali ve uygun türlerin seçimi, gerekli özelliklere sahip sulama suyu kullanımı, vs. gerçekleştirilebilmektedir
Yapılan Peyzaj düzenlemenin başarılı olması ya da en kısa zamanda sağlıklı, bakımlı bitkiler elde edebilmek, böylece gerek talep sahibini gerekse projeyi gerçekleştiren Peyzaj mimarını mutlu kılabilmek için bitki besleme ile ilgili birtakım bilgilere başvurulmalıdır. Bu bilgiler, Peyzaj çalışmalarında hem kalıcı hem de pratik çözümler sağlayacaktır. Özellikle fidan seçimi ve transferinden kaynaklanan sorunlar konuyla ilgili açıklayıcı birer örnek olarak verilebilir
Genellikle gösterişli olduğu için, Peyzaj çalışmalarında boylu fidanlar tercih edilmektedir. Oysa boylu fidanların tutma oranı küçük fidanlara göre daha düşüktür. Dolayısıyla fidan seçerken küçüklerin tercih edilmesinde yarar vardır. Dikimden sonra, tür ve çeşit özelliği de dikkate alınarak yapılacak bir gübreleme ile; bitkilerdeki tutma sorunu en aza indirilmiş olacak ve fidanlar istenilen niteliklere daha kısa sürede kavuşturulacaktır
Bir diğer sorun; satın alınan Bitkilerin bulunduğu yerden sökümü, taşınması, dikimi gibi işlemler sırasında, köklerde kopma, ışık etkisi vb. gibi sıkıntıların etkisiyle Bitkilerin dikimden sonra, �şaşırtma şoku� olarak adlandırılan bir şok yaşamasıdır. Şok sürecinde bitkiler adaptasyon sıkıntısı yaşarlar. Sırf bu nedenden dolayı, bazı belediyelerin park ve bahçelerde gerçekleştirdiği Peyzaj amaçlı dikimler toplu kurumalarla sonuçlanmıştır. Böyle durumlarda kök faaliyeti ve gelişimini arttırıcı nitelikte gübreleme yapılması gerekmektedir.
Hiçbir sorun ile karşılaşılmasa dahi belli aralıklarla, Peyzajı yapılan sahadan toprak ve bitki örneklerinin alınarak analizlerinin yaptırılmasında büyük yarar vardır. Böylece hem toprağın durumu hem de Bitkilerin sağlığı kontrol altında tutulmuş olacaktır. Bu hizmetin bizzat Peyzaj mimarı kontrolü altındaki park ve bahçelerde sürdürülmesi kaliteli hizmet anlayışının bir göstergesidir
Tüm Peyzaj mimarlarımızın toprak verimliliği ve bitki besleme konusuna gereken önemi vermeleri, çevre düzenleme yaptırmayı düşünen vatandaşlarımızın da bu hizmet ayrıcalığını talep etmeleri dileğiyle�
Yazan : Dr. Rabia Şişaneci (Ziraat Mühendisi )
Soğanlı Bitkiler
| Soğanlı Bitkiler | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |
|
çim alan bakımı
Uzun ömürlü,sağlıklı bir çim alana sahip olmak için bazı bakım kurallarına uygulamak gerekir.çim de çıkacak muhtemel problemlerin en aza indirilmesi bu kuralları uygulamak ile mümkündür.çimde bakım işlemleri 3 temel başlIk altında yapılır
Biçme
Gübreleme
Sulama
Bunların hepsi birarada uygulandığında tam bakım sağlanır.Sadece birine dikkat edilip diğerine özen göstermemek istenen sonuçları tam olarak sağlamaz
çim biçimi
çim alanlarda ortaya çıkan birçok problemin kaynağının,çimi uygun yükseklikte biçmemek ve biçme işlende kullanılan makinanın bıçaklarının keskin olmamasıdır.Her çim türünün en iyi performansı göstermesi için optimum yükseklikleri vardır. Ancak ,çimin türü ne olursa olsun,basit bir kural olan-Hiçbir zaman yaprak uzunluğunun 1/3 ünden fazla kısa biçmeyin-geçerli bir yöntemdir.Optimum yükseklikten daha kısa biçilen çimlerde,sağlıklı bir çimin ana göstergesi olan kök gelişimi zayıf olacaktır
| çim Türleri | Optimum Yükseklik | Biçme Yüksekliği |
| Festuca arundinacae | 6-7 cm | 8-10 cm |
| Lolium perenne | 5-6 cm | 7-8 cm |
| Poa pratensis | 5-6 cm | 7-8 cm |
| Festuca rubra | 5-6 cm | 7-8 cm |
| Festuca ovina | 5-6 cm | 7-8 cm |
| Bermuda grass | 3-4 cm | 5-6 cm |
| Agrostis tenius | 3-4 cm | 5-6 cm |
Biçme yüksekliğini,gölge alanlar,sık kullanılan alanlar ve çimin böceklerle zayıfladığı durumlarda 1,5-2 cm yükseltin. Gösterilen tablo çimi hangi sıklıkta biçmeniz gerektiğine yardımcı olacaktır.Ayrıca çim makinasının bıçakları her zaman keskin olacaktır.Aksi durumda çim zarar grecek,çimde stress yaratılacak ve hastalıkların oluşumna uygun ortam sağlanacaktır
Gübreleme
Gübrelemenin ana amacı,çimin sağlıklı gelişimi için gereksinimi olan besin maddelerinin sağlanmasıdır.Bunun tespiti için en geçerli olan toprak testi yapılmasıdır.Toprak analizinde çıkacak eksiklikler gübreleme ile takviye edilecektir. Toprak analizinin yapılamadığı durumlarda aşağıda belirtilen genel kurallar izlenir.
Uygulamalarda,N(azot).P(fosfor),K(potasyum) içeren gübrelerde 3-1-2 veya4-1-2 oranı çim alanlar için kullanılabilir.Ayrıca,çim gelişimindeki en önemli besi maddesi olan azotun yavaş çözünür gübre şeklinde uygulanması her zaman önerilir.Yavaş çözünen azotlu gübreler uygulandığında her zaman yeşil kalan ve yaprak büyümesinin hızlı olmadığı, sağlıklı çimler elde edilir
Gübre içindeki Azot miktarı 5-12 arasında ise 100 m2 ye 3.5 kg gübre,eğer azot miktarı12-18 arasında ise 100 m2 ye 2.5 kg ve 19 dan büyük miktarlarda 100 m2 ye 1.5 kg gübre uygulaması yapılır. çim için en uygun gübreleme zamanı büyümenin başladığı ve besine ihtiyaç duyduğu zamanlardır.İlkbahar ve sonbahar ayları uygun gübreleme zamanlarıdır.Gübre uygulamasının sıklığı ve miktarı gübrenin içindeki azot miktarının hangi formda verildiğine bağlı olarak değişir.Yavaş çözünen organik gübre lerde azot 6- 8 hafta yeteceğinden bu sürede gübrelemeye gereksinim olmayacaktır. Gübre çim alanlarda gerekli olan bir besin maddesidir ancak fazla ve yanlış zamanlarda uygulandığında çime önemli zararlar verebilceği unutulmamalıdır
| Organik Madde İlavesi | |||||
| M2 | 15 cm toprağa, 10,15,20,25,30 oranında karıştırılacak 1 m3 organik madde miktarı | ||||
| %10 | %15 | %20 | %25 | %30 | |
| 25 | 0,5 | 0,6 | 0,85 | 1 | 1,25 |
| 50 | 0,7 | 1 | 1,5 | 1,75 | 2,25 |
| 100 | 1,5 | 2,25 | 2,82 | 3,50 | 4,28 |
| 1000 | 15 | 22,5 | 28,2 | 35 | 42,8 |
| (1 m3, yaklaşık 20 m2 alanı, 2 cm derinliğinde kaplar) | |||||
Biçme yüksekliğini,gölge alanlar,sık kullanılan alanlar ve çimin böceklerle zayıfladığı durumlarda 1,5-2 cm yükseltin
Sulama
Bahçenizdeki diğer tüm bitkiler gibi çiminde suya ihtiyacı vardır.Yağmurların yeterli olmadığı ülkemizde sulama,sulama sistemleri ile otamatik veya manuel olarak sağlanır.Uygun sulama rejimi güzel ve sağlıklı bir çim alana sahip olmanın yanısıra ekonomik ve çevresel katkılarda sağlayacaktır.Yanlış zamanlarda gereksiz sulama ile birçok çim sağlıksız bir şekilde gelişir.
En iyi çim alanlar,uzun aralıklarla yoğun sulamanın yapıldığı alanlardır.çim alanların su ihtiyacı ortalama olarak haftada 2,5-3 cm dir.Bu miktardaki sulama, toprağın 8-10 cm derinliğinde ıslanmasını sağlayacak ve köklerin daha derinlere ulaşmasına uygun ortam yaratacaktır. Toprak yapısının durumuna göre suyun emilişi ve su tutma zamanları değişir.
| Toprak Yapısı | Saatteki su tutma kapasitesi | 2,5-3 cm derinliğin ıslanması için gereken zaman |
| kumlu | 5,0 cm | 0,5 saat |
| kumlu+organik madde | 2,5 cm | 1,0 saat |
| organik maddeli | 1,5 cm | 2,0 saat |
| milli+organik | 1,2 cm | 2,2 saat |
| killi+organik | 1,0 cm | 3,3 saat |
| killi | 0,5 cm | 5,0 saat |
Derleme :Hakan Korgavuş(İ.Ü./P.m-90)
Kaynak : Acar çim
PH Tuzluluk Kireç ve Bitkiler için önemi
Toprak Reaksiyonu (pH) Nedir?
Toprak pH�sı, bir toprak çözeltisindeki asitliği veya alkaliliği tanımlayan bir ölçüdür. Asitliğin miktarı öncelikle H+ ve OH ֿ iyonlarının konsantrasyonlarına bağlıdır. Toprak daha fazla asidik olurken H+ iyonları konsantrasyonu artar, bunun sonucunda pH azalır. pH=7�de H+ ve OH ֿ iyonlarının konsantrasyonları birbirine eşittir. pH, logaritmik birim şeklinde ölçülür. pH bir birim artarsa, H+ konsantrasyonu 10 kez azalır. Örneğin, pH 4�te pH 7�ye göre 1000 kere fazla H+ iyonu vardır
pH kademeleri 0-14 arasındadır. 0 aşırı asit, 14 aşırı alkalidir. Ancak toprak tepkimesinin normal aralığı, 5-8,5 olup bunun üstünde ve altındaki değerler birçok bitki için ciddi sorunlar oluşturur. Toprak pH�sı labortuvar şartlarında, pH-metre olarak adlandırılan cihazlarla ölçülerek belirlenir. Araştırıcılar tarafından, toprak reaksiyonu ile ilgili olarak �birbirine yakın olmakla birlikte- çeşitli sınıflandırmalar yapılmıştır.
| pH | Asit H + konsantrasyonu | Alkali OH ֿ konsantrasyonu | |
| Çok asit | 1 | 0,1 | 0,0000000000001 |
| 4 | 0,0001 | 0,0000000001 | |
| | 5 | 0,00001 | 0,000000001 |
| | 6 | 0,000001 | 0,00000001 |
| Nötr | 7 | 0,0000001 | 0,0000001 |
| | 9 | 0,000000001 | 0,00001 |
| Çok alkali | 13 | 0,0000000000001 | 0,1 |
| Reaksiyon sınıfi | pH | Reaksiyon sınıfi | pH |
| Ekstrem Asit | 4,5 | Nötr | 6,6-7,3 |
| Çok Kuvvetli Asit | 4,6-5,0 | Hafif Alkali | 7,4-7,8 |
| Kuvvetli Asit | 5,1-5,5 | Orta Alkali | 7,9-8,4 |
| Orta Asit | 5,6-6,0 | Kuvvetli Alkali | 8,5-9,0 |
| Hafif Asit | 6,1-6,5 | Çok Kuvvetli Alkali | 9,0 |
Toprak pH�sı doğrudan ve/veya dolaylı olarak toprak içerisinde meydana gelen birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik olayı etkiler. Toprak reaksiyonu ile toprak canlıları arasında sıkı bir ilişki mevcuttur; örneğin mantarlar 4-5, bakteriler ise 6-8 pH derecelerinde daha etkindir. Ayrıca pH derecesi, toprakta mevcut bitki besin maddelerinin bitki için yarayışlılığında önemli rol oynamaktadır. Örneğin; azot, fosfor ve potasyumun bitkiler tarafından alımı açısından en uygun değerler 6,5-7,5 arasıdır. Fosfor, 6.0�dan düşük pH değerlerinde Al ve Fe ile, 7,5�den büyük değerlerde ise Ca ile bağlanır. Bu nedenle bitkiler tarafından alınması zorlaşmaktadır. 5,0�dan küçük değerlerde, Al ve Mn bitkiler için toksik etki yapmaktadır. 7,5 den büyük değerlerde ise; Fe, Cu, Zn, Mn gibi mikro elementler çözünemez forma geçtiğinden, bitkiler için yarayışlılığı yüksek oranda azalmaktadır. Kısacası toprak tepkimesi; pedogenetik bakımdan, toprak oluşumu ve gelişimi; ekolojik açıdan da besin maddeleri ekonomisi üzerinde önemli rollere sahiptir
Yukarıda aktarılmaya çalışılan nedenlerden dolayı toprak pH�sının bilinmesi ve düzenlenmesi, bitki beslenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Genellikle alkali karakterli topraklarda; ortamdaki H+ iyonları konsantrasyonunu arttırmak ve/veya mevcut H+ iyonlarını aktif hale geçirmek için, toprağa toz kükürt ve organik madde ya da jips uygulaması yapılır. Toprak tepkimesinin düşük olduğu durumlarda ise, kireçleme yapmakta yarar vardır (Bkz. Kireç)
Tuzluluk
Toprak tuzluluğu kavramı, birim hacımdaki toprakta bulunan çözünebilir tuzların miktarını belirtir. Genellikle Cl ֿ ve SO4 ֿֿ anyonlarının iki değerlikli katyonlarla, özellikle Ca++,
Toprağın tuz içeriği laboratuvar koşullarında, elektriki geçirgenlik ölçüm cihazıyla belirlenir ve elde edilen verilerin değerlendirmesi aşağıdaki sınıflandırmaya göre yapılır
| Tuzluluk Sınırı (mS/cm) | Tanımlanması |
| 2 | Tuzsuz |
| 2-4 | Az Tuzlu |
| 4-8 | Orta Tuzlu |
| 8-16 | Çok Tuzlu |
| 16 | Aşırı Tuzlu |
Tuzluluğa yol açan etmenler; anamateryal, topoğrafya, kapalı havzalar, iklim, taban suyu ve hatalı sulama ve gübrelemedir. Ayrıca tuz içeriği yüksek olan sulama suyu da zaman içerisinde, toprakta tuz birikimine yol açabilir. Tuzluluğun meydana getirdiği zarar, bilhassa yıllık yağışın düşük olduğu kurak bölge topraklarında daha fazladır. Doğal koşullardaki tuz birikimi iki şekilde meydana gelir. Bunlardan Birincisi, yağış sularının, geçtiği yerlerdeki çözünebilir tuzları eriterek birikme havzalarına taşıması; diğeri ise, yüksek sıcaklık altında, toprak suyunun buharlaşıp kapillarite ile yüzeye çıkması ve yükselirken beraberinde tuzları da yüzeye taşıyarak burada biriktirmesidir. Tuzlu topraklar iki şekilde meydana gelmektedir. Bunlardan Birincisi, sularla taşınan çözünmüş tuzların toplama havzalarında çökelmesiyle; diğeri ise, denizlerden arta kalan sedimentlerin etkisiyle oluşan tuzlu topraklardır
Ağaç ve çalıların en iyi yetiştikleri toprak tuzluluk sınırı 2,0 mmhos/cm�nin altındadır. Tüm ağaçlar toprakta bulunan yüksek orandaki tuzdan zarar görür. Çünkü tuzluluk, toprakların stürüktürünü olumsuz yönde etkiler. Ayrıca toprak suyunun ozmotik potansiyelini arttırarak bitki köklerinin su alımını engeller. Bunların dışında çözünebilir tuzların yapısında, yüksek oranda bulunan sodyum, klor ve bor gibi bazı elementler bitkiler için toksik etki (zehir etkisi) gösterir.
Kireç
Topraktaki kireç miktarı bitkiler için önemlidir. Temel kireç bileşikleri; kalsiyum ile magnezyum karbonatlar ve dolomittir. Laboratuvar koşullarında, karbonat miktarı nicel olarak belirlenerek % toplam CaCO3 miktarı cinsinden ifade edilir. Toprak kireç içeriği sınıflaması genel olarak aşağıdaki gibi yapılmaktadır
| Tanımlanması | |
| 2 | Tuzsuz |
| 2-4 | Az Tuzlu |
| 4-8 | Orta Tuzlu |
| 8-16 | Çok Tuzlu |
| 16 | Aşırı Tuzlu |
Tuzluluğa yol açan etmenler; anamateryal, topoğrafya, kapalı havzalar, iklim, taban suyu ve hatalı sulama ve gübrelemedir. Ayrıca tuz içeriği yüksek olan sulama suyu da zaman içerisinde, toprakta tuz birikimine yol açabilir. Tuzluluğun meydana getirdiği zarar, bilhassa yıllık yağışın düşük olduğu kurak bölge topraklarında daha fazladır. Doğal koşullardaki tuz birikimi iki şekilde meydana gelir. Bunlardan Birincisi, yağış sularının, geçtiği yerlerdeki çözünebilir tuzları eriterek birikme havzalarına taşıması; diğeri ise, yüksek sıcaklık altında, toprak suyunun buharlaşıp kapillarite ile yüzeye çıkması ve yükselirken beraberinde tuzları da yüzeye taşıyarak burada biriktirmesidir. Tuzlu topraklar iki şekilde meydana gelmektedir. Bunlardan Birincisi, sularla taşınan çözünmüş tuzların toplama havzalarında çökelmesiyle; diğeri ise, denizlerden arta kalan sedimentlerin etkisiyle oluşan tuzlu topraklardır
Ağaç ve çalıların en iyi yetiştikleri toprak tuzluluk sınırı 2,0 mmhos/cm�nin altındadır. Tüm ağaçlar toprakta bulunan yüksek orandaki tuzdan zarar görür. Çünkü tuzluluk, toprakların stürüktürünü olumsuz yönde etkiler. Ayrıca toprak suyunun ozmotik potansiyelini arttırarak bitki köklerinin su alımını engeller. Bunların dışında çözünebilir tuzların yapısında, yüksek oranda bulunan sodyum, klor ve bor gibi bazı elementler bitkiler için toksik etki (zehir etkisi) gösterir.
KİREÇ
Topraktaki kireç miktarı bitkiler için önemlidir. Temel kireç bileşikleri; kalsiyum ile magnezyum karbonatlar ve dolomittir. Laboratuvar koşullarında, karbonat miktarı nicel olarak belirlenerek % toplam CaCO3 miktarı cinsinden ifade edilir. Toprak kireç içeriği sınıflaması genel olarak aşağıdaki gibi yapılmaktadır
| Toprak Kireç İçeriği | % CaCO 3 |
| Az Kireçli | 0-4 |
| Orta Kireçli | 4-8 |
| Kireçli | 8-15 |
| Çok Kireçli | 15-30 |
| Çok Fazla Kireçli | 30-55 |
| Marn | 55 |
Kireç miktarının artmasıyla birlikte toprak pH�sı da yükselir. Kireç oranı yüksek olan topraklarda, pH 8,5�e kadar Ca++ katyonu başat durumdadır. Toprakta Ca++ katyonu konsantrasyonu yükseldikçe ortamdaki alınabilir fosfor ve demir iyonları kalsiyum ile çözünemez formda bileşikler oluşturur. Yüksek kireç içeriğine sahip topraklarda, bitkilerde kireç klorozu olarak adlandırılan ve demir noksanlığından kaynaklanan sararmalar meydana gelir
Kireç miktarının yüksek olması kadar, çok düşük olması da bitki beslenmesi açısından sakıncalıdır. Çünkü kalsiyum bitki hücre duvarlarının yapısında yer almaktadır. Ayrıca topraktaki kalsiyum karbonat; toprak kırıntılılığını, biyolojik aktiviteyi arttır ve toprak profilinin yıkanmasını güçleştirir. Bu nedenlerden dolayı kireç miktarı çok düşük olan topraklarda kireçleme yapılması gerekir. Kireçleme materyali olarak CaO, CaOH2, CaCO3 ve dolomit kullanılmaktadır
BU ÖLÇÜTLERİN ARAZİDEKİ UYGULAMALARI
pH ve Tuzluluk Ölçümü
Ön etüd çalışmalarında, pH ve tuzluluk ölçümü için arazi kitleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, bu kitlerle yapılan ölçümler yaklaşık olarak sonuç vermektedir. İdeal sonuçların elde edilebilmesi ise laboratuvar analizleriyle mümkündür
Cep ph-metre ve kondüktometreleriyle 1:1 vb. oranlarda toprak-saf su karışımların pH ve elektriki geçirgenliği ölçülebilir. Ayrıca özel olarak hazırlanmış �indikatör çözeltileri veya kağıtları�ndan da yararlanılabilir. Kitlerin üzerinde ya da kullanma kılavuzunda verilen sınıflandırma bilgileri veyahut renk skalaları ile değerlendirme yapılır.
Kireç Ölçümü
Arazide topraktaki kireç miktarının belirlenmesi için genellikle 1/10 seyreltik HCl kullanılır. Bir saat camı üzerine alınan ince toprak örneği üzerine 5-6 damla asit damlatılır. Meydana gelen kabarmanın şiddetine ve süresine göre toprağın kireç içeriği kabaca aşağıdaki tablodan belirlenir.
| Toprağın kabarma şekli ve süresi | % Kireç | Kireç tanıtımı | |
| Hafif topraklar | Ağır topraklar | ||
| Kabarma Yok | 0 | 0 | Kireçsiz |
| Çok zayıf reaksiyon | 0,2 | 0,4 | Çok az kireçli |
| Zayıf, sürekli olmayan kabarma | 0,2-1 | 0,4-1,5 | Az kireçli |
| Belirgin fakat sürekli olmayan kabarma | 1-10 | 1,5-10 | Kireçli |
| Kuvvetli, sürekli kabarma | 10-20 | Fazla kireçli | |
| Çok kuvvetli ve sürekli kabarma | 20 |
Tür seçimi konusunda; toprağın pH�sı, tuzluluğu ve kireç miktarı mutlaka göz önünde bulundurulması gereken önemli ölçütlerdir. Ancak Bitkilerin yaşamında tüm ekolojik faktörler birbirleriyle sıkı bir ilişki içerisinde bulunmakta ve her biri önem taşımaktadır. Bu nedenle bir toprağın pH, tuzluluk ve kireç miktarı değerleri irdelenirken değerlendirme, mutlak surette diğer ekolojik faktörler ve toprak özellikleri de göz önünde bulundurularak yapılmalıdır
Toprak pH�sı, tuzluluğu ve kireç miktarı bakımından türlerin isteklerinin belirlenmesi amacıyla pek çok bilimsel çalışma gerçekleştirilmiştir. Ancak elde edilen araştırma sonuçları, çalışmanın yapıldığı yörenin içinde bulunduğu ekolojik koşullar için geçerlidir. Bu nedenle literatür incelemelerinden elde edilen bilgilerin, söz konusu ekolojik şartlarda ya da benzeri koşullar altında geçerli olabileceğini kesinlikle unutmamak ve buna göre değerlendirme yapmak gerekir.
Ayrıca ön etüd çalışmalarında, incelemesi yapılan sahadaki birtakım özelliklere dikkat etmek suretiyle toprağın pH, tuzluluk ve kireç miktarı ile ilgili bazı fikirler edinmek mümkündür. Örneğin orman altındaki diri örtü pH�ye daha duyarlı olduğundan, bitki örtüsüne bakılarak da pH konusunda bir yargıya varılabilir. Örneğin, karaçam sahalarında bu türe eşlik eden defne yapraklı laden (Cistus laurufolius) ile kızılçam sahalarında bulunan diğer laden türü (Cistus creticus), birer müşir (indikatör) bitki niteliğindedir.
Tuzlu toprakların olduğu sahalarda, ılgın (tamariks) gibi halofit yani tuzcul Bitkilerin dışında başka türlere rastlamak mümkün değildir. Ancak Halepçamı, okaliptus, iğde, palmiye ve hurma gibi bazı türlerin tuza dayanıklılığının diğer türlere göre daha fazla olduğu bilinmektedir.
Nusret DİRENÇ( Ziraat Mühendisi ) Dr. Rabia ŞİŞANECİ ( Ziraat Mühendisi )
Ilginç bitkiler
Küstüm otu
Küstüm otunun çok ilginç bir savunma sistemi vardır. Bu bitkinin yapraklarına dokunulduğunda birkaç saniye içinde, sapla birlikte yapraklarının gövdeye doğru yaslandığı görülecektir. Eğer bitkiyi rahatsız eden etki devam ederse bu kez küstüm otu aşağıya doğru Ikinci bir hareket yaparak gövdesinin üzerindeki sivri dikenleri ortaya çıkarır. Bu da böcekleri kaçırmak için yeterlidir. Bitkideki bu hareketi gerçekleştiren mekanizma elektrik akımlarıyla başlar. Bu akım aynı insan vücudundaki sinirlerden geçen akım gibidir. Bitkinin reaksiyonları bizde olduğu kadar hızlı değildir. Bununla birlikte bitki özünü taşıyan kanallar aracılığıyla iletilen elektrik sinyalleri 30 santimetrelik mesafeyi bir-iki saniye içinde geçer. Isı ne kadar yüksek olursa, reaksiyon o kadar hızlı olur. Her bir yaprağın dibi (yaprağın sapıyla birleştiği yerde), oldukça şişkindir. Buradaki hücreler sıvıyla doludur. Uyarı buraya ulaştığı zaman, yaprağın dibindeki şişkinliğin alt yarısı aniden suyunu boşaltır ve aynı anda diğer üst yarı, bu suyu kendi bünyesine alır. ve yaprak aşağıya doğru düşer. Böylece uyarı saplar boyunca ilerlerken, yapraklar domino taşları gibi teker teker, ardı ardına kapanır. Bu şekilde bir savunma hareketinden sonra, bitkinin tekrar hücrelerini doldurup, yapraklarını açabilmesi için 20 dakika gereklidir
Arum zambağı
Arum zambağı döllenmeye hazır hale gelince keskin kokulu bir amonyak gazı (N) yaymaya başlar. Çiçeğin son derece ilginç bir yapısı vardır. Polenlerinin bulunduğu bölüm, beyaz yapraklı yapının içinde dip taraftadır ve dışarıdan görünmez. Bu yüzden sadece koku yaymak böceklerin dikkatini çekmek için yeterli değildir. Polenler döllenmeye hazır olduğunda zambak saldığı kokuyla birlikte çiçeğinin dışta kalan bölümünü de ısıtır. İşte bu yalnızca aydınlık saatlerde ve bir gün içerisinde gerçekleşen ısınma ve koku böcekler için çok çekicidir. Bu ısı ve koku nasıl ortaya çıkıyor sorusunu cevabını bulmaya çalışan bilim adamları bitkinin metabolizmasında gerçekleşen hızlanma sonucunda ortaya özel bir asit çıktığını bulmuşlardır
Glutanamik asit denen bu maddenin kimyasal yollarla parçalanması sonucunda çiçeğin yaydığı ısı ve koku oluşur. Bu sayede böcekler çiçeğe gelirler. Ne var ki böcekler için bu yeterli değildir çünkü arum zambağının polen tozları dipte kapalı torbacıklarda bulunur. Çiçek buna da hazırlıklıdır. Yağlı olan dış yüzeyi sebebiyle gelen böcekler kayarak aşağı çiçeğin içine düşerler ve bir daha da kaygan duvarlardan yukarı tırmanamazlar.Bulundukları bölümde çiçeğin dişi organlarının ürettiği şekerli bir sıvı vardır. Ayrıca gece olunca polenlerin kapalı olduğu torbacıklar da açılır ve böcekler bunlara bulanırlar
Böcekler çiçeğin içinde bir gece kalırlar. Sabah olunca çiçeğin üzerinde bulunan dikenler bükülerek böceklerin yukarı tırmanması için merdiven işlevi görürler. Merdivenden tırmanan böcekler, özgürlüklerine kavuşur kavuşmaz görevlerini yerine getirmek için dölleyici polen yükleriyle birlikte başka bir zambağa giderler
Passiflore çiçeği
İlgi çekici bir güzellikte olan Passiflore çiçeği, yaprakları üzerinde yer alan küçük iğneler sayesinde düşmanı olan tırtıllara karşı koyabilmektedir. Bu iğneler, yumurtadan çıkan tırtılların en ufak bir yer değiştirmesi halinde bedenlerine saplanır. Böylece, passiflore çiçeği, bu tırtıllar henüz doğup ona zarar vermeden önlemini almış olur.
Kardelenler
Çevremizdeki güzellikler bazen oldukça etkileyici biçimlerde belirirler. Kışın kar örtüsünün altında donmuş bir şekilde korunan kardelenler, baharda karların erimesi ile birlikte çiçek açarlar. Karların içinden çıkan bu muazzam güzellik ve renk cümbüşü, Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğun ve ihtişamın örneklerinden yalnızca bir tanesidir
Taş kaktüsü
Resimde görülen bu canlı kayalar gerçekte toprağın altında
gizlenmiş olan bir bitkinin etli yapraklarıdır. Çiçek açmadığı zamanlarda bir kayadan farksız olan taş kaktüs bitkisi aslında gerçek bir kaktüs değildir. Kayaya benzeyen görünüşü onun düşmanlarından çok iyi bir şekilde korunmasını sağlar
Genlisia
Genlisianın tuzağı, hayvan bağırsağına benzer. Toprak altında dallanmış olan yaprakları, içi boş borular şeklindedir. Topraktan çekilen su bu borularda ilerler. Boruların uçlarındaki yarıklarda, bitkinin içine doğru yönelmiş bir akıntı vardır. Bu akıntı, bitkinin içinde su pompalayan tüycüklerden kaynaklanır. Su içindeki böcekler ve diğer organizmalar, akıntı nedeniyle boruların uçlarındaki yarıklardan içeri doğru sürüklenir. Bu sürüklenme boyunca geçtikleri her yer uçları aşağıya bakan kalın ve sert tüylerle kaplıdır. Tüycükler de birer sübap gibi iş görerek, böceği bitkinin içine doğru iten Ikinci bir etki meydana getirirler. Kurban içerilere doğru ilerledikçe bir dizi öldürücü sindirim beziyle karşı karşıya gelir. Sonunda da Genlisianın besini olmaktan kurtulamaz
Kaynak : Bitkidünyası
Derleme : Hakan Korgavuş - Peyzaj Mimarı
Hazır rulo çim
Rulo çim üretim çiftliklerinde, toprak analizinden sonra organik madde, gübre ve çim bitkisi için gerekli minarellerin ilavesiyle hazırlanan tohum yataklarına; yöre toprağına, ekolojik koşullara, kullanım amacına ve zevke uygun olarak ekilen çeşitli karışımlardaki sertifikalı tohumlardan sekiz on ay özel ve yoğun bakımla yüksek kaliteli çim parkları elde edilir Değişik tekstürdeki bu çim parklarından spesifik kalıplama makineleri ile standart ölçülerde hasat edilerek rulo veya plaka haline getirilen hazır çimlerin, daha önceden hazırlanan rulo çim yataklarına serilmesiyle yapılan vejetatif çimlendirme yöntemine rulo çimle çimlendirme (hazır çimden uygulama) denir
Rulo çimle çimlendirme, ekonomik, kaliteli ve kolay bir çimlendirme yöntemidir. Her mevsimde ve bir günde uygulanarak 7- 14 günde basmaya ve çiğnemeye dayanıklı hale gelir. Kısa sürede yeşil alan elde etmek için kesin çözümdür. Tohum uygulaması ile ilgili sorunlar (çimlenmesini beklemek, ara ekim ihtiyacı, bayat tohum ve sorumsuz bahçıvan riski) yoktur. Tüm hastalıklardan ve yabancı otlardan arındırılmıştır. Adaptasyon sorunu çıkartmaz. Az su ve az bakım gerektirir. Sık formu serinlik sağlar ve hava kirleticiler için filtre görevi görür. Yeşil alan düzenlemelerinde; çevre düzenlemeleri, geniş alanların ve arazilerin yeşillendirilmesi, gezi pakları, oyun alanları ve ev bahçeleri, sosyal tesis ve bina çevrelerinde rulo çim uygulaması ile kısa sürede kaliteli yeşil alanlar elde edilir
Spor sahalarında; ülkemiz bölgelerinin ekolojik koşullarına uygun, basmaya çiğnemeye dayanıklı yerli rulo, çimler futbol sahalarında ve tenis kortlarında hazırlanan alanlara süratli ve homojen şekilde uygulanmaktadır. Birkaç yıl öncesine kadar yurt dışından getirilen rulo çimler, yaklaşık 200 saatten (bir hafta) önce uygulanacak yere ulaşamamaktadır. Aslında hazır rulo çimlerin adaptasyon süresi normal şartlarda 36 saattir. İlave olarak ülkemizle ihracatçı ülke arasında ekolojik farlılıklar da söz konusudur. Bu nedenle adaptasyon güçlükleri ile karşılaşılmaktadır. Ayrıca, büyük maliyetlerle ulusal sermayenin kaybolmasına da neden olmaktadır.
Peyzaj uygulamalarında; Peyzajın %90�ı çimdir ve Peyzajı çim gösterir. Rulo çimler, bir günde yeşil alan yarattıklarından bitkisel ve yapısal Peyzaj projeleri uygulamalarında çok sık kullanılmaktadırlar.
Rulo çim üretici ve uygulamacıları, bahçenizin konumu, toprağınızın yapısı, bölgenizin iklimi, kullanım amacınız ile bahçenize ayıracağınız zamana ve bütçenize göre alternatifler sunmaktadırlar
Kaynak: Floor -Arkitera
Derleme: Deniz Kap(İ-Ü/P.m-92) DenizveZeynep Peyzaj Ltd.Şti.
Cam kenarlarını şenlendirin
Kolay ve Estetik Nitelikleriyle
Cam kenarlarında minyatür bahçeler oluşturmaya, sevdiğiniz iç ve dış mekan Bitkilerinden çelikler alarak bunları suda köklendirmeyle başlayabilirsiniz. 8-10 cm’lik çelikleri alırken budama makası ya da keskin bir bıçak işinizi görür. Çeliği, alt yapraklarını temizledikten sonra su dolu bir kaba yerleştirin. Eğer arzu ederseniz cam veya başka malzemeden renkli kaplar kullanarak pencere pervazınızda çok hoş görünümler elde edebilirsiniz. Bu şekilde yapacağınız aranjmanlar için begonya, sarmaşık, gardenya vb bitkiler kullanabilirsiniz.
Her bitki için uygun olmasa da bitkiyi su içinde köklendirme, en kolay çoğaltma metodudur. Kaplardaki suyu her hafta değiştirmelisiniz çünkü aksi halde beklemiş su bulanacağı için yapmış olduğunuz aranjmanın da tüm güzelliği kaybolur. Daha da önemlisi bitki zararlısı bakterilere davetiye çıkarmış olursunuz.
Bitkinin Toprağa Nakli
Suda oluşmuş kökler, toprakta oluşmuş köklere nazaran çok daha kaliteli ve bir o kadar da hassastır. Bu nedenle köklenmiş çelikleri, saksıda hazırladığınız toprak karışımına diktikten sonra en az 1 hafta boyunca bolca sulama yapmanız gerekir. Böylece sudan çıkmış köklerin şok devresini atlatmasını sağlamış ve yeni köklerin gelişmesine de olanak vermiş olursunuz. Buna karşılık toprakta köklenmiş çelikler saksıya alındıktan sonra gelişmeye başlamak için 1 defa sulanmalı ve toprak hemen hemen kuruyana kadar da bir daha sulanmamalıdır.
Iç Mekanda Şifalı Otlar
Bahçelerde sıkça kullanılan bazı otlar iç mekanda da, uygun koşullar sağlandığı takdirde gayet iyi gelişim gösterirler. Bunları çelikten veya tohumdan çoğaltmayı seçin. Otlarınızı en çok güneş alan- tercihen güney veya doğu, ağaçların ve binaların ışığı kesmediği - pencerenizin pervazına yerleştirin. Mutfak camının kenarı, yemek yaParken kullanmak üzere Bitkilerinizin el altında olması açısından oldukça elverişli. Nane ve kekik gibi bazı otlar asılıcı olarak iyi gelişim gösterirler. İç mekanda yetiştirilen naneler, dış mekanda yetiştirilenlere göre daha küçük yapraklar oluştururlar ama lezzetlerinde hiçbir eksilme olmaz.
Bakım
1- Otların büyük kısmı sert koşullara az çok dayanıklı olduklarından, saksılarda sağlıklı gelişim gösterebilirler. Eğer 2 ya da 3 farklı otu bir arada tek sasıda kullanacaksanız, otların nem ihtiyaçları bakımından benzer özellikte olmalarına dikkat etmelisiniz.
2- Kış boyunca ısıtılan evlerde Bitkilerin etrafındaki nemli havanın devr-i daim yapması sağlanmalıdır. Aksi halde bitkilerde, yaprak uçlarında kahverengileşme ya da örümceklenme görülür. Söz konusu durumdan özellikle biberiye çok etkilenir.
3- Otlar ayda bir gübrelenmeli veya dikimden evvel toprağa yavaş nüfuz eden bitki besini karıştırılmalıdır. Otlar, aşırı beslenmedikleri takdirde en iyi lezzetlerine ulaşırlar.
4- Bitkiler, her taraflarının güneş ışığı alabilmesi için, her hafta oldukları yerde 90’ar derece döndürülmelidirler.
Iç Mekanda Sebzeler
Evinizde sebze yetiştirmek için en önemli ihtiyacınız günde en az 6 saat direkt güneş ışığı alan bir pencere kenarı. Saksılarda yetiştirmek için sebzelerin bodur varyetelerini tercih edebilirsiniz. Tavandan aşağı sarkan saksılar; domates, salatalık, marul, fasulye ve turp için uygun yetişme ortamlarıdır.
Dekoratif bir düzenleme için farklı sebzeleri tek saksıda aranje edebilirsiniz. Örneğin yeşil ve bordo yapraklı kıvırcık bir arada düşünülebilir.
Sebzeler 2 haftada bir gübrelenmeli. Toprak sürekli nemli olmalı, özellikle de çiçeklenme ve meyve verme zamanı. Çiçeklenme döneminde yaprakları elinizle hafifçe ovuşturarak polenlerin dağılmasına ve meyve oluşumuna yardımcı olabilirsiniz.
İç mekan için uygun bazı sebzeler: fasulye, domates, minyatür domates, havuç, salatalık, bezelye, turp, ıspanak.
Kaynak : House ve Home
Çeviren : Berfu Karaman – İ.Ü/ Peyzaj Mimarı
Yaz ve bahar aylarında bahçe bakımı
Belleme ve kaba tesviye
Tasarım ve uygulamasını yaptığımız bahçeler yaz ve bahar aylarında, kışın geride bıraktığı izleri taşıyarak iyi bir bakıma ihtiyaç duyar. Gerek havaların ısınmasından, gerekse Bitkilerin gelişme dönemine girmesi nedeniyle, bahçedeki doğal örtüye en iyi yetişme ortamını sağlamak gerekir. Toprak kış aylarında kar, yoğun yağışlar, aşırı soğuklar nedeniyle sertleşir ve hava alma güdüsünü kaybetmiştir. Bu nedenle öncelikle toprağı yüksek miktarda havalandırmak gerekir. Eğer bu iş insan eliyle yapılacak ise bel küreği ile alanda bulunan toprak bir kürek derinliği kadar (3 ) işlenmelidir. Ortaya çıkan büyük toprak kütleleri çapa yardımı ile parçalanmalı ve tırmıkla kaba tesviyesi yapılmalıdır. Bu şekilde toprak hem havalandırılır, hem de bitki yetişmesine uygun bir zemin oluşturulur. Bu işlemin, çapalama ve havalandırma makineleri yardımı ile yapılması işçilik giderini düşürecektir.
Toprak ıslahı ve gübreleme
Toprağın bellenmesi ve havalandırılması sonrasında, kış aylarında kaybedilen besin maddelerini geri kazanmak için gübrele aşamasına geçilir. Gübreler organik (doğal) ya da inorganik (yapay) gübreler yardımı ile uygulanabilir. Bitkilerin ihtiyaç duyduğu azot, fosfor ve potasyum gibi temel elementleri içeren gübreleme, gerekli besin takviyesi için yeterli olmaktadır.
çim alanlar için doğal gübrelerin uygun olduğu söylenemez. Doğal gübreler, içinde barındırdıkları tohum çeşitliliği ile çim alanda yabani otların gelişmesine yolaçar. çim alanlar için en uygun gübreleme tipi, inorganik besin takviyesi yöntemlerine başvurmaktır. Torf takviyesi, yüksek lif içeriği sayesinde besleyici bir özelliğe sahip olmamasına rağmen Bitkilerin köklenmesinde en iyi yardımcıdır.
Aşırı killi toprakların işlemesi için torf ve kum ilavesi yapılması, toprak yapısının düzenlenmesi için idealdir. Ayrıca killi topraklarda yüksek su tutulması nedeni ile bitki köklerinde çürümeler görülebilir. Bu nedenle torf, hayvan gübresi ve kum karışımı, toprak islah çalışmaları için tavsiye edilir. Diğer bir çözüm yolu da, yüzey kazıması, eski bitkisel örtünün sıyrılması ve yerine yeni kaliteli bahçe toprağı serilmesidir.
Kumlu topraklar hafif ve geçirimli yapısına rağmen suyu tutmaması nedeni ile dezavantaj oluşturur. Bu tür topraklarda yaşam süren bitkiler, besin maddelerini hızlıca kaybederler. Bu tür topraklar da, benzer yöntemlerle torf ve gübre takviyesi ile ıslah edilebilir.
Budama ve çim bakımı
Yaz ve bahar ayları, Bitkilerin gelişme dönemine denk geldiği için, yapılarını güçlendirerek tomurcuklanırlar. Daha sağlıklı bir tomurcuklanma ve gövde yapısının oluşturulabilmesi başarılı budama işlemine bağlıdır. Gelişme dönemi başlamadan, çiçekli bitkiler kuru ve kırık dallardan kurtarılabilir. Solgun bitkiler, gelişme döneminden önce yoğun budamalar sayesinde, canlanma yüzdelerini yükseltir.
çim alanlarda ise yaz ve bahar aylarında aşırı yabani otlanmaya mazur kalırlar. Yabani ot temizliği küçük alanlarda elle temizlik veya bahçe el aletleriyle yapılabildiği gibi, büyük alanlarda oldukça zor bir uygulamadır. Bu nedenle büyük alanlarda çime zarar vermeden yabani otları öldüren ilaçlara (selektif herbisit) başvurmak gerekebilir. Dikkatli kullanılması gereken bu ilaçlar, alandaki bitkilere zarar verebilmekte, bu nedenle ilaçlamalar genellikle rüzgarsız ve ılık günlerde yapılmalıdır.
çim alan bakımında, sulama yaz ve bahar aylarında oldukça önemli bir yer tutar. Çok sıcak ve güneşli günlerde, öğle saatlerinde sulama yapmak çimde ciddi zararlar oluşturabilir. Bu nedenle otomatik sulama sistemi mevcut ise sabah 05:00 saatleri, çok sıcak günlerde ise ilave olarak akşam 23:00 saatleri yeterli olacaktır. El sulamasında ise her yerin eşit sulandığından emin olunmalıdır.
çim alanlarda, çim biçildikten sonra, ya çimi toplayan makineler kullanılmalı, ya da mutlaka tırmıkla kesilen çimler toplanmalıdır. Normal zamanlarda 3-6 cm çim yüksekliği yeterlidir. Eğer çimde boşluklar varsa bu bölgeler, yabani otlardan temizlendikten sonra çapayla iyice kabartılmalı ve çim tohumu takviyesi yapılarak yamalanmalıdır. çim tohumu üzerine, gübre ve elenmiş toprak tabakasıyla kapak örtüsü yapıldıktan sonra iyice sıkıştırıp sulamak gerekir.
Mevsimlik çiçekler ve Yer örtücüler
Yaz ve bahar ayları, mevsimlik çiçeklerin ve bir çok Yer örtücülerin de çiçeklenme zamanıdır. Mevsimlik çiçeklerve yer örtücü bitkiler, çeşitli renk ve dokularıyla bahçeye canlılık getirmekte, bu nedenle iyi havalanan humuslu bahçe toprağına ya da torfla karıştırılmış topraklara dikilmelidirler. Genellikle güneş alan yerlerde iyi gelişme göstermekledirler. Mevsimlik çiçeklerin büyük bir çoğunluğu, direk güneş ışığı altında kötü gelişim gösterir veya kururlar.
Yaz ve Bahar aylarında en çok kullanılan bazı çiçekler :
" - Begonya, Camgüzeli, Kadife, Vapur dumanı, Ateş çiçeği, Petunya, Sardunya, Sakız sardunya
Yaz ve Bahar aylarında en çok kullanılan bazı Yer örtücüler :
" - verbena, Vinca major, Vinca minor, Mesembrianthemum, Sedum, Ajuca, Cerastium, Thymus
Kaynak: Suad Ürgenç Genel plantasyon ve ağaçlandırma tekniği İst.1998
Bahçeşehir üni. Öğretim üyesi Yıldız Aksoy- Bir dergideki yazısı.
Dış mekan süs Bitkileri ve Peyzajda kullanımları Dr. Gürkan ceylan
Çeviriler: Mert Ekşi / Peyzaj Mimarı -İstanbul Üniversitesi
çim alan yapım kuralları
Yeni yapılan alanlar
Ekim yapilacak alan (m2) ölçülür
Toprak 15-20 cm derinligide bellenir,çapalanir.Killi agir topraklarda,organic malzeme ilavesi yapilir.Topragin yapisi gevsek olmalidir.Eger alandaki toprakta yeterli porozite(gevsek yapi),organic madde ve uygun pH degerleri varsa bunlara gerek yoktur.Kabartilan toprak gereken ilaveler yapilarak kotlanir.Ekimden önce toprak 5-6 gün sulanarak yabanci otlarin çikmasi saglanir.Çikan otlar ilaçlama veya elle tamamen temizlenir
Toprak pH degeri ölçülür,eger toprak asidik(pH6) özellikte ise dolomit ilavesi,alkaline ise(ph7) organik ilavesi yapilarak pH dengelenir
Tohum yatagi,agirligi 25 kg geçmeyen bir silindir yardimiyla düzeltilerek kotlanir
Uygun orandaki(60-80gr/m2)tohum alana serilir.Tohumun atilmasinda, once dikine sonrada enine uygulama yapilarak homojen bir dagilim saglanir.Bu asamada baslangiç gübreleri kullanilabilir.Ancak fazla gübrelemenin bazi tohumlari yakma ihtimaline dikkat edilmeli
Tohum yatagini,0,5-1 cm kalinliginda, kapak topragi ile kapatin ve silindirleyin
Yagmurlama ile sulama yapin.TOHUMLAR çimLENENE KADAR TOPRAGI NEMLİ TUTUN.çimlenme tamamlandiktan sonra,sulama sayisini azaltip,sulama süresini artirmak gerekir.çim kökleri düzenli bir sulama ile büyür ,derinlere gider buda saglikli bir çim ortaya çikarir
Uygun yükseklige gelene kadar çimleri biçmeyin.Birçok çim için bu süre 3-5 haftadir.Ilk biçimde,çimler yeni ve zayif oldugu için sert ani harketlerle biçmeden kaçinmak gerekir
Iki biçimden sonra,uygun gübre uygulamasi yapilabilir
Derleme: Hakan Korgavuş(İ.Ü./P.m-90)
Kaynak: Acar çim
Memedik Göleti
Memedik Göleti Van’ın 45, Erçek Gölünün ise 10 km. kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Göletin, Erçek Gölü’nün hemen kuzeydoğu kıyısında yer alan Karagündüz Höyüğü’ne olan uzaklığı 8.5 km., Erken Demir Çağı’na ait nekropollere uzaklığı ise 7 km.’dir. Bu ilginç göletin M.Ö. 9. yüzyılın sonunda yapıldığı anlaşılmaktadır.
Gölette biriktirilen sular, doğudan batı yönüne doğru akan ve Erçek Gölü’ne dökülen Memedik Çayı’ndan alınan bir kanal aracılığı ile getirilmektedir. Göletin duvarı, arazinin biçimine göre batı ve güney kısmını kapatmaktadır. Ancak yüzlerce yıldan beri kanal suyunun taşımış olduğu kalın toprak tabakası hem göletin içini, hem de duvarların üstünü kapatmıştır. Bu yüzden yaklaşık olarak yüz yıldan beri göletin içi tarla olarak kullanılmaktadır. Duvarın mevcut genişliği 5-9 m., yüksekliği de 1.5-2 m. arasında değişmektedir. Göletin savağı güneybatıda yer almaktadır. Toprak ile kapanan savaktan su akıtmak için halk tarafından sık sık kazının yapıldığı anlaşılmaktadır. Kazılan kısımlarda, duvarlarda iri kalker taşların kullanıldığı görülmektedir. Oysa yakın çevrede kalker yataklarının olmadığını göz önüne alacak olursak, duvarlarda kullanılan binlerce metreküp kalker taşın çok uzak yerlerden taşınarak getirildiği anlaşılmaktadır. Gölet duvarının en ilginç özelliği, 1 km. uzunluğunda olmasıdır. Gölet duvarı bu haliyle Doğu Anadolu Bölgesi’nde bugüne değin bulunan Urartu sulama tesislerinin en uzun duvarını oluşturmaktadır.
Bundan sonra 342 metrelik duvar uzunluğuyla Sıhke Göleti gelmektedir. Bu kadar uzun ve sağlam duvarlar, Urartu su mühendisliğinin ne denli geliştiğini de göstermektedir. Memedik Göleti’nin yapılmasının en büyük amacı, arazide derin bir yatak açan Memedik Çayı’nın kuzeyde sulayamadığı verimli topraklarda yapılan tarım ve sebze bahçelerinin su gereksinmesini karşılamak içindir. Batı ve güneybatı yönüne doğru akıtılan sular, Erçek Gölü’ne değin uzanan yaklaşık 8 km. uzunluğundaki toprakları sulamaktadır. İlginçtir ki Memedik Göleti işlevini yitirdikten sonra, bu verimli topraklarda yapılan tarımsal etkinliklerin su gereksinmesini karşılamak için zorunlu olarak Betondan yeni bir kanal yapılmıştır. Bu kanal da suyunu yine Memedik Çayı’ndan almaktadır. Duvarları bozulmadan olduğu gibi kalan Memedik Göleti, günümüzde bile hayranlıkla izlenmektedir.
Menua, Semiramis, Şamram kanalı
Anadolu ve Dünya su mühendisliğinin bir harikası olan 51 km. uzunluğundaki Menua Sulama Kanalı, aynı zamanda 2800 yıllık ölümsüz bir aşk efsanesini de siimgelemektedir. Kanalın çevresinde Kral Menua (M.Ö. 810-786) tarafından eşi Tariria için bugünkü Kadem Bastı mevkiinde yapay teraslar halinde yaptırılan asma bahçeleri, Assur Kraliçesi Semiramis’in Dünya’nın 7 harikasından biri sayılan asma bahçeleriyle özdeşleştirilerek efsaneleştirilmiştir
Halk tarafından bir aşk öyküsüyle efsaneleştirilerek Semiramis/Şamram adını alan bu ünlü sulama kanalı, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze değin ulaşmıştır. Öyle ki Şamram Kanalı, günümüzde sevilerek söylenen halk türkülerinde bile “Edremit Van’a bakar, içinden Şamram akar” dizeleriyle yaşamaya devam etmektedir. Van’ın kuş uçumu 50 km. güneyinde yer alan Gürpınar (Havasor) Ovası’ndan Urartu Krallığı’nın başkentinin bulunduğu Van Ovasına tatlı su getiren Menua Kanalı, aynı zamanda geçtiği yerlerde yapılan tarıma hayat vermektedir. Ortalama 2.5 m3. su taşıyan Menua Kanalı’nın Van Ovası’na taşımış olduğu su kapasitesi 75 milyon metreküpten fazladır. Kanal boyunca yaklaşık 5000 hektardan fazla arazi sulanmaktadır. Yapıldığı tarihten günümüze kadar 2800 yıldan beri kesintisiz olarak çalışan böylesine ölümsüz bir sulama kanalının benzerine şimdiye kadar Anadolu ve Dünya’da rastlanılmamıştır.
Gürpınar ilçesinin 6 km. güneybatısında ve Yukarı Kaymaz (Mecingir) köyünün 1 km. güneydoğusunda büyük bir su kaynağı bulunmaktadır. Halk tarafından Semiramis/Şamram Kaynağı olarak adlandırılan kaynak, taşıdığı su potansiyeli açısından Van Bölgesi’nin en büyük su kaynağını oluşturmaktadır. 37-38 m. çapındaki bir alandan fışkıran kaynak suyu, saniyede 6-10 m3. arasında değişmektedir. Kaynaktan çıkan su önce toprak bir kanalın içinde kuzey yönüne sevk edilerek, doğudan batı yönüne doğru akan Hoşap Çayı üzerinden bir aşırtma kemeri (aqudekt) ile geçirilmiştir. Daha sonra kalkerden oluşan bir araziden geçirilen kanal, ortalama 3.5-4 m. genişliğinde ve 1.5-2 m. derinliğindedir. Kanalın büyük bir kısmının kalkerden oluşan arazi içinden geçirildiği görülmektedir. Zaten kanalın 2800 yıl boyunca bozulmadan varlığını korumasında ve bölgede meydana gelen şiddetli depremlerden etkilenmemesinde, kalkerden oluşan ana kaya içinden geçirilmesinin büyük etkisi olmuştur. Kanal suyunu belirli seviyede akıtabilmek için, arazinin elverişli olmayan çukur ve derin vadilerine yüksek destek duvarları örülmüştür.
İri kalker taşlardan örülen destek duvarlarının üst kısımları yıkılmasına karşın, duvarların Gülo Boğazı ve Kadem Bastı mevkilerindeki yüksekliği 7-11 m.’ye ulaşmaktadır. Bindirme tekniği ile yapılan duvarlardaki eğim oranı 4-9 m. arasında değişmektedir. Kadem Bastı mevkiinde yapay olarak yapılan teraslardaki meyve bahçeleri ve üzüm bağları, burayı gerçek anlamda bir cennete çevirmiştir. Buradaki meyve bahçeleri ve asma bahçelerinin güzelliği çağlar boyunca halkın dilinden düşmemiştir. Hatta günümüzde bile Van Bölgesi’nin en güzel mesire yerini ve dinlenme tesislerini, Kadem Bastı mevkii oluşturmaktadır. Kadem Bastı’daki destek duvarları üzerindeki taşın biri üzerinde bulunan çivi yazıtında şunlar okunmaktadır
Bu bağ Menua’nın eşi Tariria’nındır. Adı Tariria bağıdır
Yazan: Oktay Belli
Urartu Baraj ve Sulama
Başkentliğini Van Ovası’nda Tuşpa (bugünkü Van Kalesi) ve Rusahinili’nin (bugünkü Toprakkale) yaptığı Urartu Krallığı, M.Ö.9.-6. yüzyıllar arasında başta Doğu Anadolu olmak üzere, Transkafkasya ve Kuzeybatı İran Bölgelerinde egemenliğini sürdürmüştür. Urartu Kralları tarafından Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaptırılan önemli imar faaliyetleri, Eskiçağ’da bu bölgeye altın çağını yaşatmıştır. Bunların başında baraj, gölet, ve sulama kanalları gelmektedir. Sulama tesislerinin varlığını saptamak amacıyla yapmış olduğumuz yüzey araştırması, 1987 yılından beri kesintisiz olarak devam etmektedir. 13 yıl boyunca saptamış olduğumuz ve şimdilik sayıları 63’ü geçen baraj, gölet ve sulama kanalları, Urartu Krallığı’nın çekirdeğini oluşturan Doğu Anadolu’yu bir “Barajlar Bölgesi” durumuna getirmiştir. Öyle ki Anadolu ve Dünya’nın öteki coğrafi bölgelerinde bu kadar çok barajın varlığına rastlanılmamaktadır. Bundan da önemlisi, yaklaşık olarak 2700-2800 yıldan beri kesintisiz olarak çalışan çok sayıdaki baraj, gölet ve sulama kanalının benzerine, şimdiye kadar ne Anadolu, ne de Dünya’nın öteki ülkelerinde rastlanılmaktadır. Bu yüzden Urartu Krallığı’nı Anadolu ve Eski Önasya Dünyası’nın en büyük “Hidrolik Uygarlığı” olarak adlandırmak yerinde olacaktır.
Bölgedeki ilk sulama tesislerinin Urartu Krallığı döneminde yapılmış olması, Doğu Anadolu Bölgesi için bir dönüm noktası olmuştur. Bu zamana değin Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki toplulukların ekonomik yaşamında hayvan besiciliği ön plan da iken, bundan sonra artık tarımın ön plana geçtiğine tanık olmaktayız. Yani sulamaya dayanan modern tarımın temelleri, ilk kez Urartu Krallığı tarafından atılmıştır. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaptırılan çok sayıdaki baraj, gölet ve sulama kanalları da, yapılan modern tarımın canlı kanıtını oluşturmaktadır. Günümüzde bile büyük bir hayranlıkla izlenen Urartu Krallığı’na ait baraj, gölet ve sulama kanalları, kendisinden sonra Doğu Anadolu Bölgesi’nde kurulan uygarlıkların söylencelerine ve türkülerine konu olmuştur. Çünkü ne Eskiçağ ve Ortaçağ’da, ne de Yeniçağ’da hiçbir uygarlık Doğu Anadolu Bölgesi’nde Urartu Krallığı’nın yapmış olduğu kadar baraj, gölet ve sulama kanalı inşa etmiştir. Bugüne değin saptadığımız çok sayıdaki Urartu barajı, Doğu Anadolu Bölgesi’nde ırmaklar üzerine yapılan modern barajların ilk örneklerini yansıtmasının yanı sıra, 2800 yıllık baraj inşa tekniğinin tarihsel gelişimini göstermesi açısından da, çok büyük bir önem taşımaktadır.
Urartu Kralları’nın Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaptırdıkları çok sayıdaki baraj, gölet ve sulama kanalları, Eskiçağ’da Hitit ve Assur Krallıkları’nın baraj ve sulama kanalı yapma geleneğini Pers, Hellenistik, Bizans, Ortaçağ ve Osmanlı Devleti dönemine taşımıştır. Yani Anadolu’da sulamaya dayalı modern tarım kültürünün yaygınlaşmasında ve baraj yapma geleneğinin gelişmesinde, Urartu Uygarlığı çok önemli bir köprü görevini üstlenmiştir. Günümüzde Doğu Anadolu Bölgesi’nde Fırat ve Dicle ırmakları üzerine yaptırılan modern barajların ilk örneklerini, 2700 yıl önce Urartu Kralları tarafından küçük çay ve dereler üzerine kurulan barajlar oluşturmaktadır
Doğu Anadolu Bölgesi’nin en zengin su kaynaklarından birini de, Van Ovası’nın doğusunu yarım ay şeklinde çevreleyen 3200 m. yüksekliğindeki Erek Dağı oluşturmaktadır. Urartu Krallığı döneminde Erek Dağı ve eteklerindeki su kaynakları üzerinde toplam 14 adet gölet ve baraj yapılmıştır. Yapılan gölet ve barajların hemen hepsi, Erek Dağı’nın batısından Van Gölü’ne kadar eğimli bir şekilde uzanan yaklaşık 150 km² genişliğindeki Van Ovası’nda yapılan tarımın su gereksinmesini karşılamaktadır. Van Ovası oldukça verimli topraklara sahip olmasına karşın, su yönünden fakirdir. Yapılan barajların en eskisini, Urartu Krallığı’nın kurulmasından önceki döneme ait Bakraçlı ve Harabe Barajları oluşturmaktadır. Bakraçlı Barajı tahrip edilmesine karşın, Harabe Barajının 1.5-2 m. yüksekliğindeki duvarları yıkılmadan günümüze değin özgün biçimini korumuştur. 30x30 cm. büyüklüğündeki savağı, bugüne değin bulunan baraj savaklarının en küçük örneğini oluşturmaktadır. Yalnızca baraj alanının içi toprak ile dolduğu için, son 80 yıldan beri tarla olarak kullanılmaktadır. 1 km. güneyinde bulunan Yoncatepe Kalesi ve nekropolleriyle birlikte Erken Demir Çağı’na tarihlenen Harabe Barajı, Urartu Barajlarının ilk prototipini yansıttığı için çok büyük bir önem taşımaktadır.
Zivistan Köyü yakınlarındaki Azab Göleti, Kral İşpuini (M.Ö.830-810) döneminde kurulmuştur ve Urartu göletlerinin bilinen ilk örneğini yansıtmaktadır. Kevenli ve Yukarı Ömer Gölü, Aşağı Ömer Gölü, Kilise Gölü ve Kadim Barajları, Urartu Kralı Menua (M.Ö.810-786) döneminde yapılmıştır. Rusa (Keşiş Göl) ve Köşebaşı Barajları ile Yakup, Kurubaş ve Sıhke Göletleri de, Kral II.Rusa (M.Ö.685-645) döneminde yapılmıştır. Hatta yapılan baraj ve göletler Van Ovası’nın güney bölümünün su gereksinmesini karşılayamadığı için, Gürpınar Ovası’ndan Van Ovası’nın güneyindeki topraklarda bulunan meyve ve sebze bahçelerinin su gereksinmesini karşılayabilmek için 51 km. uzunluğunda olan ünlü Menua (Semiramis/Şamram) Kanalı yapılmıştır. Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki diğer su kaynakları üzerinde birbiriyle bağıntılı olarak bu kadar çok sulama tesisinin yapılmadığı görülmektedir.
Doğu Anadolu Bölgesi’ni diğer bölgelerden ayıran en önemli coğrafi özelliği, bölgenin deniz seviyesinden oldukça yüksek ve dağlık olmasıdır. Bu iki özellik bölgede yaşayan insanlar üzerinde hayvan besiciliğinin tarımdan daha yaygın bir ekonomik kaynak olmasını gerektirmişse de, Urartu Kralları’nın yaptırmış oldukları sulama tesisleri sayesinde tarım ön plana geçmiştir. Baraj, gölet ve sulama kanallarından alınan sular, küçük ova ve vadilerde yapılan tarıma hayat vermiştir . Ayrıca sulama kanallarının yardımıyla arazi cennete dönüştürülmüştür. Birçok Urartu kalesinde yapılan kazıda ortaya çıkarılan ve her biri 1000 litre yiyecek ve içecek alan yüzlerce büyük küp, yapılan tarımın ne denli modern ve geniş kapsamlı olduğunu göstermektedir. Urartular’ın elde ettikleri tarım ürünleri arasında arpa, buğday, kızılca (kılçıklı) buğday, darı, çavdar, bezelye, nohut, bakla, mercimek ve susam yağı bulunmaktadır. Ancak üzüm bağlarından elde edilen üzümlerden yapılar şaraplar, depolarda çok büyük bir yer tutmaktaydı.
Urartu Krallığı’nın M.Ö.6. yüzyılın başlarında İskitler tarafından yıkılmasından sonra, baraj, gölet ve sulama kanalları Doğu Anadolu Bölgesi’ne gelip yerleşen Ermeniler tarafından olduğu gibi kullanılmaya başlanmıştır. Sulama kanallarının yardımıyla elde edilen tarım ürünlerinin türleri ve benzer yöntemlerle depolandığı konusunda Grek tarihçileri ilginç bilgiler vermektedir. Örneğin tarihin babası sayılan Herodotos, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki üzüm bağlarından elde edilen kaliteli şarabın güneyde Basil kenti pazarlarında satıldığını yazmaktadır. M.Ö. 400 yılında ise Xenophon’un Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki köy konutlarının depolarında biriktirilen şarap, susam yağı ve diğer tarım ürünlerinin türleri konusunda verdiği bilgi, Urartu kalelerinin depolarında ortaya çıkarılan tarım ürünlerinin benzerini oluşturmaktadır.
Yazan: Oktay Belli
Bir Uygarlık Böyle Battı
16 yüzyıl önce Rapa Nui adası üzerinde büyük bir uygarlık kuruldu. Ada halkı artan besin ihtiyaçlarını karşılamak için ormanları hesapsızca katletti. Ormanların kesilmesi erozyonu doğurdu. Doğal dengenin bozulması, sosyal dengeyi de altüst etti. Besin kaynakları kuruyan ada halkı, birbirini yemeye başladı. Çıkan kanlı savaşlar ve salgın hastalıklarla Rapa Nui adası, bir uygarlığın mezarı oldu.
Elinize bir dünya haritası alın. Bulmanız gereken ülke, Güney Amerika kıtasının Pasifik Okyanusu, diğer adıyla Büyük Okyanus tarafındaki Şili. Eğer haritanız biraz ayrıntılı ise, Büyük Okyanusun ortalarında yer alan ve 100�den fazla irili ufaklı adadan oluşan Polinezya Takımadalarını rahatlıkla bulabilirsiniz. Ancak bu adalar topluluğu ile Şili arasında yer alan, bugünkü adıyla Paskalya Adasını bulmanız zor olabilir. Bunun için, çok ayrıntılı olarak hazırlanmış bir haritaya bakmanız gerekli
Paskalya Adası Şili�nin 3500 km doğusunda, Tahiti�nin ise 4020 km kuzeybatısında bulunuyor. En yakın insan barındıran yer, 2250 km uzaklıktaki Pitcairn Adası. Burası tam anlamıyla �kuş uçmaz, kervan geçmez� bir yer; yüzölçümü de sadece 240 km2.
Norveçli tarihçi Thor Heyerdahl�e göre, �Paskalya Adası yeryüzünde görünmeyecek kadar küçük bir leke gibi; bu adada yaşayanların görebildikleri en yakın komşu ise gökyüzündeki ay ve yıldızlar.�
Adanın ilk sakinleri
M.S. 400�lü yıllarda, Polinezya Adalarının birisinden iki kanoyla hareket eden Hotu Matua ve ailesi belki bir salgın hastalık, belki bir savaş ve belki bir saldırıdan kaçmak düşüncesiyle uçsuz bucaksız Okyanusa açılmışlardı. Sayıları 20 civarındaydı. Aylar süren macera dolu bir deniz yolculuğundan sonra, tek insanın dahi yaşamadığı küçük bir adaya ayak bastılar. Yolculuklarının uzunluğundan olsa gerek, bu ilk insanlar yerleştikleri adaya �Te Pito Te Henua,� yani �Dünyanın Sonu� adını verdiler.
Ada bu ilk gelen aile için bir hayli genişti ve çok zengin kaynaklarla doluydu. Üç tane sönmüş volkanı vardı. Buna karşılık özellikle kıyı kesimlerinde palmiye ağaçlarından oluşan bir orman bulunuyordu. Diğer kesimlerde ise yer yer kıraç alanlar, kısmen de olsa küçük bitki örtüsü vardı. Araştırmacı Clive Ponting�e göre, o dönemde adada tatlı su kaynağı bulunmuyordu. İnsanlar içme suyunu sönmüş volkan kraterinde biriken yağmur sularından sağlıyorlardı. Adada evcilleştirebilecek bir hayvan türü olmadığı için, insanların etinden, sütünden ve derisinden yararlanabilecekleri hayvanları olmamıştı. Tek besin kaynakları, beraberlerinde getirdikleri tavuklardı. Tavukların hızlı çoğalmaları, uzun yıllar boyunca ada halkının rahatlıkla elde edebildikleri bir besin kaynağı oldu. Ayrıca yanlarında getirdikleri patatesin adadaki verimli ve yumuşak volkanik topraklarda çok kolay ve hızlı yetişebilmesi sayesinde, yüzyıllar boyunca besin kaynağı sıkıntısı çekmediler.
20 kişilik ada nüfusu kısa zamanda hızla arttı. Zaman içinde Rapa Nui adıyla anılan adadaki nüfusun artmasıyla önce bir klan, sonra klanlar oluştu. Herbir klana bağlı insanlar arasında bir görev dağılımı, bir hiyerarşi gerçekleştirildi. Yaklaşık bin yıl içinde, ada nüfusu, bazı araştırmacılara göre 7 bin, bazılarına göre ise 10 bine ulaşırken, çok yönlü bir sosyal yapı ve çok farklı özelliklere sahip bir uygarlık ortaya çıktı
Püf noktası
M.S. 1500 yılına kadar adada dünyada ender rastlanan bir uygarlığın oluşması, insanlık adına övünülecek bir durumdu. Ancak hesaba katılmayan bir nokta vardı
Rapa Nui adasının kaynakları çok sınırlıydı ve bu küçük ada doğal kaynaklar açısından tehlike sinyalleri vermeye başlamıştı. Çünkü insanlar ada imkânlarını hesapsızca tüketmişlerdi. Üstelik, sosyal yapıda yaşanan sarsıntılar ve çatışmalar, insanları geri dönülmez bir noktaya getirmişti.
Herşeyden önce, yaklaşık bin yıl boyunca, ada sakinleri ellerindeki tek ürün olan patatesi daha fazla yetiştirebilmek için sürekli olarak yeni tarım alanları açtılar. Bunun için ilk buldukları çare, adanın sınırlı olan bitki örtüsünü yok etmek oldu. Ardından yine sınırlı olan ormanlara yöneldiler.
Ormanlar sadece tarım alanı açma amacıyla yok edilmiyordu. Ev ve barınak yapımında, soğuk geçen mevsimlerde ısınmak için ve denizlerde avlanmada kullanılan kanoların yapımında hep kereste kullanıldı. Üstelik kesilen ağaçların yerine yenilerinin dikilmesi hiç düşünülmedi.
Ağaçların en çok kullanıldığı bir yer daha vardı: Moai�lerin taşınması.
Moai'ler ve Ormanlar
Clive Ponting�in A Green History of the World (Dünyanın Yeşil Bir Hikâyesi) isimli kitabında aktarılan bilgilere göre, Rapa Nui insanı, geçimini sağlamak için fazla çalışmıyordu. Zaten çalışmaya da ihtiyaç duymuyordu. Çünkü tek yetiştirebildikleri patatesti ve o da çok kolay yetişiyordu. Bu yüzden insanların ellerinde bol bol zamanları vardı. Bu zaman bolluğu ada sakinlerini adada en çok bulunan şeye, yani sert kayalara yöneltti. Heykeltraşlık zaman içinde Rapa Nui halkı arasında en saygın bir meslek haline geldi. Pek çok heykeltraş yetişti ve bu heykeltraşlar hiç işsiz kalmadılar. Büyük kütleler halinde bulunan kayalardan heykeller yapmaya başladılar. Böylece herbir klanın onlarca heykeli oldu. Günümüz insanının şaşkınlık içinde seyrettiği, sırrını çözmek için yoğun çaba harcadığı dev heykellerdi bunlar
Bu heykeller ya o sırada hayatta olan klan reislerine, ya da kutsal gördükleri atalarına aitti. Ancak heykellerden bazıları öylesine büyüktü ki, günümüz şartlarında dahi zorlukla yapılacak ve taşınabilecek boyutlardaydı. Örneğin, El Gigante isimli moai 22 metre yüksekliğinde, 165 ton ağırlığındaydı. Buna karşılık bir metre yüksekliğinde moailer de vardı. Adadaki moailerin ortalama yüksekliği 4 metre, ortalama ağırlığı 14 ton idi. Yekpâre taş kütlelerinden yapılan bu heykeller, adanın güneyinde bulunan ve sönmüş bir yanardağ olan Rano Kao�da yapılıyordu. Tonlarca ağırlığındaki taşlar uzun zaman alan çalışmalar sonucu yontuluyor ve tamamlanan dev insan heykelleri kilometrelerce uzaklara taşınıyordu. Bu heykellerin taşınması için kullanılan temel araç ise yine ağaçlardı. Heykeller ya yere döşenen kızaklar üzerinde kaydırılarak veya yuvarlak keresteler üzerinde yuvarlanarak taşınıyordu. Bir heykelin daha önceden hazırlanan ve Ahu adı verilen platformlara getirilebilmesi için çok sayıda kereste kullanılıyordu.
Azalan Kaynaklar
Özellikle 1200�lü yıllardan itibaren köklü bir uygarlık oluşturan ada sakinleri arasında ciddî anlamda rekabetlerin yaşandığına dair en belirgin gösterge o yıllarda yapılan moailerin yükseklik ve hacimlerindeki hızlı büyümeydi. 1500�lü yılların ortalarına gelindiğinde, adadaki heykel sayısı 900�e ulaşmıştı.
Kaynaklara göre Rapa Nui�de bu yıllardan itibaren yeni moai yapılmadı. Çünkü küçük adanın en değerli hazinesi olan ormanların hesapsızca tüketilmesi, ada insanını kaçınılmaz bir sona doğru hızla yaklaştırıyordu. Adanın ekolojik dengesinin bozulması ada sakinlerinin de sonunu hazırlıyordu. ABD�li uzman Prof. Jared Diamond, Discover dergisinin 68. sayısında yayınlanan �Easter�s End� (Paskalya Adasının Sonu) başlıklı yazısında adadaki hayvansal yaşamın nasıl sona erdiğini şöyle anlatıyor: �Adadaki hayvan türlerinin yok edilmesi tıpkı ormanların yok edilmesi kadar acımasızca gerçekleştirildi. Neredeyse kuş türlerinden böcek türlerine kadar herşeyi yok ettiler.�
Ormanların intikamı
Ormanlar azaldıkça, zaten sınırlı olan toprak örtüsü erozyon tehlikesiyle yüz yüze geldi. İnsanlar artık en kolay besin kaynaklarından mahrum kalmışlardı. Üstelik ormanların yok olmasıyla artık ne ağaçtan evler inşa edebiliyor, ne de denize açılıp balık avlayabilecekleri sağlam ve uzun kanolar yapabiliyorlardı. Barınmak için sığındıkları tek çare, kayalık alanlarda oyulan mağaralar veya sulak alanlarda yetişen sazlıklardan yapılan derme çatma kulübelerdi. Balık avlamak için de yine sazlıklardan yapılan küçük kayıklar kullanılıyordu. Bu küçük kayıklarla insanlar denize fazla açılamıyorlar, bu yüzden ada çevresindeki çok az sayıdaki deniz ürünüyle yetinmek zorunda kalıyorlardı.
Böylece Rapa Nui halkı kendi elleriyle kendilerini bu küçük adaya mahkûm etmiş oldular.
1600�lü yıllara gelindiğinde artık çok kanlı savaşlar oluyordu Rapa Nui üzerinde. Elde kalan son kaynakları ele geçirmek arzusuyla yanıp tutuşan klanlar birbiriyle kıyasıya çarpışıyordu. Bir zamanların çok sistemli sosyal düzeninin kurulu olduğu ada üzerinde tam bir kaos durumu hakimdi. Güçlü olanın sözü geçiyor, güçsüze hayat hakkı tanınmıyordu.
Bir süre sonra ada üzerinde uğruna savaş verilecek hiçbir besin kaynağı kalmadı. Bunun üzerine açlık tehlikesiyle karşılaşan farklı klanlar, adadaki en son besin kaynağına yöneldiler.
Son besin kaynağı, rakip klanlardan ele geçirilen esirlerdi.
Aynı anne-babadan türeyen insanlar, gözleri dönmüş bir vaziyette ellerine geçirdikleri rakiplerini yemeye başladılar. Prof. Jared Diamond�a göre, hâlâ varlığını sürdürebilen klanların yerleşim yerlerinde insan kemiklerinden tümsekler oluşmaya başlamıştı.
Yazan : Dr. veli Sırım
Derleme : Durcan Cengiz / Peyzaj Mimarı
Osmanlı Devrinde Bahçecilik
Tarihler boyunca Osmanlı medeniyeti için bir değer oluşturmuştur bahçeler� Osmanlı tarihçileri imparatorluğun askeri, siyasi durumu ve gelişimi hakkında fazlaca bilgi verdikleri halde, medeni durum ve yönlerinin gelişimine ışık tutabilecek bilgileri vermekten sakınmaları veya ihmal etmeleri sonucu, Osmanlı medeniyetinin esas bünyesi içinde parçalanmaz bir unsur olan bahçelerin tarihsel gelişimi ile ilgili yeterli sayılabilecek bilgiler günümüze ulaşmamıştır ne yazık ki� Mevcud kaynaklardan elde edilen bilgilerin yeterli olmayışı, diğer taraftan da aid oldukları devirlerden kalma bahçe örneklerinin günümüze ulaşmamış olmaları, Osmanlı bahçeciliği üzerine yapılan araştırmaları zora sokmaktadır takdir edersiniz ki.
Bu olumsuzluklarla birlikte, mevcud olan kısıtlı kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında edindiğimiz kanaat doğrultusunda asla ihmal etmedikleri bahçecilik alanındaki durum, aşama, faaliyet ve hamleleri, belli başlı örnekleri kısmen de olsa hatırlatılarak, Türk Bahçecilik Tarihi�ne dair bir pencere açılmış olacaktır.
Neredeyse bütün tezyinatında çiçeklerden esinlenen ve bunu çeşitli örnekler halinde taşından toprağına kadar aşılayan bir milletin, hem estetik hem işlevsel manada bahçelere gereken önemi vermemeleri çok uzak bir ihtimaldir. Eski ve yeni bütün medeni milletlerde görülen ilk vatansever ve medeni gelişme adımının bahçe yaratmakla başladığını kabul ettiğimize göre, Türk bahçeciliğinin her halde çok eski devirlere kadar uzanıp giden bir geçmişi olması da mantıken icab eder. Ayrıca bahçecilik ve çiçekcilik alanında vaktiyle yetişen Türk ve bilhassa Osmanlı mütehassıslarının sayıca bolluğu ise, diğer milletlerinkiyle her bakımdan boy ölçüşebilecek durumda oldukları da bir gerçektir.
Osmanlı Türklerinde bahçeciliğin bir bilim dalı ve sanat olarak görülmesi oldukça eski tarihlere dayanır.Bu eskiliğin hicri 900 (1495) tarihlerinden daha geçmiş zamanlara doğru uzanıp gittiğini gösterecek nitelikte �Tezkire-i şükufeciyan�, �Revnaku�l-ezhar�, �Şükufenama�, �Mi�yaru�l-ezhar�, �Ferahname� ve�Garsname� gibi bir takım tarihi kaynaklara rastlanmaktadır. Hicri 1100 (1689) yıllarında Şehremini Cami�nin hatibi olan Übeydullah Efendi yazdığı Netayicü�l-ezhar (Tezkire-i şükufeciyan) adlı çiçekci kitabında çiçekseverliğe gayret edilmesinin çiçek yetiştirmede ne derecede etkili olduğundan, zamanında mevcud olan çiçeklerin kimler tarafından ilk olarak yetiştirildiğinden bahsetmektedir.
Ayrıca alfabetik sırayla çiçekçilikle uğraşan şahısların adlarını da kitabında sıralamıştır ki, bunlar arasında Ebüssuud Efendi ile İbrahim Han zade Ali ve Mehmed beyler, İmam zade Mehmed Çelebi, Yeniçeri efendisi İsmail, Anbarcı zade, Bostan zade Mehmed Efendi, Piri Paşa zade Seyyid Cemali Bey, Tezkireci Mehmed Efendi, Tacir Mustafa Çelebi, Cüce Hüseyin Çelebi ve Hasan Beşe gibi isimler bulunmaktadır. Übeydullah Efendi�nin bu eseri, Osmanlı bahçeciliğinin geçmişi incelenirken başvurulması gereken tarihi kaynakların başında gelir. Bunlardan başka Avcı Sultan Mehmed devrinde yaklaşık 1667 yıllarında Şükufename-i musavver adlı bir eser yazan Ali Çelebi ile Dördüncü Murad�ın aynı zamanda hekimbaşılığını yapan Kasımpaşalı Emin Mehmed Efendi, Hoca Sadü�ddin zade Salih Efendi, Tophaneli hattat Mahmut Çelebi, Dede Bey, Koca Mustafa şeyhi Hasan Efendi, Sarıyerli Solak zade oğlu, Fındıklılı Molla Çelebi, Üsküdarlı Muharrem usta, Çorbacı oğlu, Eyüblü veli Çelebi, Hasankaptan zade ve Üçüncü Ahmed devrinde yaşamış Üsküdarlı Toygarbaba lakabıyla bilinen Hamza Çelebi�yi sayabiliriz.
Türkiye�de ve özellikle İstanbul, Edirne, Bursa gibi büyük şehirlerde eski devirlere aid Osmanlı bahçelerinin tasarımı, mimarisi, biçim ve içerikleri, kullanılan harç ve materyalleri hakkında yeterli derecede bilgi olmadığına, bunun yanında bahçe örneklerinin de günümüze ulaşmadığına temas etmiştik. Bahçelerle ilgili bilgilere başta eski minyatürler, divanlar, tarihler ve özellikle, isimlerinden bahsettiğimiz çiçek ve bahçelere dair yazılmış eserlerle arşiv belgelerinde rastlanmaktadır. Bu kaynaklar klasik devirdeki
Osmanlı bahçelerinin nitelik ve özellikleri hakkında yeterli olmasa bile aşağı yukarı bir fikir verebilmektedir. Bu fikirler doğrultusunda, Osmanlı bahçelerinde genellikle dört köşe büyük mermer havuzlar, gölge veren ve meyva yetiştiren büyük ağaçlar, sarmaşıklı ve salkımlı çardaklar, sed ve merdivenler, fıskiye ve selsebiller, çeşme ve ağzından su akan arslan heykelleri, gülistanlar, lalezar ve çemenzarlar gibi canlı ve cansız materyallerin bulunduğu yühsek ihtimal dahilindedir. Osmanlı bahçelerinin tasarımlarında karakteristik olarak havuz (daha ileri dönemlerde yapay gölet ve şelaleler de mevcut), fıskiye, selsebil, çeşme, ağzından su akan heykeller v.s. gibi daha çok suya dayalı cansız materyaller ile çeşitli canlı materyallerin kullanılmasında, islamiyette yapılan cennet tasvirinin; �cennet içinden ırmaklar akan, büyük havuzlar ve şelaleler bulunan, çeşitli türlerde ağaçlar ile hurma bahçeleri ve üzüm bağlarından oluşan bir bahçe mekanı olarak vurgulanmaktadır� rolü büyüktür.
Osmanlı�da dünyevi mekanda bir cennet köşesi yaratma arzusu ile bahçelerinde bu tür canlı ve cansız materyalleri kullanarak karekteristik Osmanlı bahçesini meydana getirmiştir. Bahçelerde canlı materyal olarak çınar, dışbudak, ıhlamur, karaağaç, çitlenbik, defne, erguvan, ve ahlat v.s. gibi büyük ağaçlardan, gül, lale, sünbül, zerrin ve karanfiller v.s. gibi bezeme elemanlarından bahsedilebilir. Bundan başka Osmanlı devri bahçelerinin mimari ve geometrik açıdan, bir tabiat taklidi eser olmadığını da kabul etmek gerekir. Bu durumda Osmanlı devri bahçesini, Osmanlı mimarisi gibi sadece milli bir zevk ve duygunun ürünü olarak düşünmek gerekir. �Süs� ten ziyade �mantık� ve �fayda� ya önem veren bu zevk ve duygu, yarattığı bahçesinde de kendisini göstermiş ve bu nedenle çiçek kadar yemişe ve ağaca da değer vermiştir. Ayrıca Osmanlı devrinde Türk bahçesinin, bahsettiğimiz belli başlı unsurları gibi; bir ev veya bir konağın, bir köşk veya bir sarayın en önemli bir bölümü olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekir. Aralarında yerin konumu ve müsadesine göre değişik şekillerde tasarlanarak yapılmış olanlar gibi bazı ayrılıklar bulunmasına rağmen içerik ve karakter itibariyle birbirlerine aşağı yukarı benzemektedirler
Osmanlı devrinde İstanbul�da her ev veya konakta olduğu gibi padişahlara aid saray, kasır ve köşklerinde birer bahçesi olduğu bilinmektedir. Gerek Osmanlı tarihlerinde, gerekse basılmamış arşiv belgelerinde bu gibi yerlerden bahçe olarak bahsedilmektedir. Önceleri sahiplerinin elinde iken sonraları ölüm, terk gibi daha birçok nedenden dolayı padişahlara intikal eden bahçeler de mevcuttur. Osmanlı srayında bulunan asıl hasbahçe haricinde, yine padişahlara tahsis edilen İstanbul bahçeleri de vardı. Bilindiği gibi İstanbul�da Topkapı Sarayı�ndaki Hasbahçe içindeki binaların bir çoğu ilim ve sanat öğretilen irfan yuvaları idi. Osmanlı�da ilim veya sanat akademisi sayılan bu yere Hasbahçe denilirdi. Mimar Koca Sinan ile Mimar Mehmed Ağa�nın hep bu hasbahçedeki çalışma mekanlarından ilham alarak yetiştiklerini biliyoruz.
Şahsi gelirlerinin bir kısmını veya şahsi zevklerinin belli bir bölümünü temin ve tatmin etmek amacıyla Osmanlı padişahlarının İstanbul�un muhtelif yerlerinde bahçeler tesis ve işletmeleri çok eski bir usuldü ve bu iş Osmanlı sarayında önemli bir yer işgal eden bostancılar sınıfının esas görevini teşgil ediyordu. Ayrıca Rumeli�de Tunca ve Meriç vadilerinde Edirne sarayına bağlı geniş sahalar işgal eden bu cins bahçeler mevcuddu. Bostancı ocağında görevli kişiler, ya sarayın Hasbahçesi�nde veya saray haricindeki, diğer bahçe ve bostanlarda hizmet ederlerdi. Bostancı ocağı dokuz dereceli bir sınıftan oluşmaktaydı. Bahçe ve bostan işleriyle meşgul olan bostancılar, Hasbahçe ve hassa bostancıları olarak iki kısımdı. Birinci kısım yirmi bölüktü; ve sarayda Hasbahçe�ye bakarlardı.Saray dışındaki bahçe ve bostanlarda çalışan bostancılar, üstad denilen başlarının gözetimi altında ayrı ayrı topluluk halinde idiler.
Daha sonraki tarihlerde hariçteki bahçelere de Hadaik-i hassa denilmiş ise de, asıl Gılman-ı Bağçe-i hassa ismi verilen bostancıların çalışmış oldukları mahal Hasbahçe idi. İstanbul bostancıbaşısı her sene idaresi altındaki bütün bu bahçelerde yetişerek satılan mahsullerin defterini zamanında padişaha sunmak görevleri arasındaydı. Dışarıda sebzelerin 200, çiçeklerin ise, yaklaşık 17 dükkanda satışa sunulduğu söylenir. Bütün hadaik-I hassa�yı aynı derecede ilgilendiren şu tarihi kayda da dikkat çekmek gerekir. Evahir-i c. ahir tarihli olan bu hüküm suretine göre bütün hasbahçe�lere dikilen çınar, dışbudak, ıhlamur, karaağaç, çitlenbik, meşe, defne, erguvan, ve ahlat ağaçlarının taze ve yetişmiş fidan halinde İzmit, Karamürsel ve Yalova�dan getirildiği anlaşılmaktadır
Tarihi kaynaklarda ismi geçen belli başlı hasbahçe ve diğer İstanbul bahçeleri arasında şunları sayabiliriz; hicri 991 � 1146 yılları arasına rastlayan yirmiye yakın tamirat defterinde adları kaydedilmiş olan Bağçe-i Çiftlik, Bağçe-i Kiremidlik, Bağçe-i Mandıra-i İrva, Bağçe-i Mandıra-i Mirı, Bağçe-i Bab-ı Nev, Bağçe-i Kapudan Ali Paşa, Bağçe-i Çiftlik-i Şeyh Efendi, Bağçe-i Tırnakçı Hasan Paşa, Bağçe-i Ağa-i Darü�s-saade, Bağçe-i Kalender Paşa, Bağçe-i Sazlı Dere, Bağçe-i Yusuf Paşa, Bağçe-i Şah-ı huban, Bağçe-i Uskumru, Bağçe-i Merre Hüseyin Paşa, Bağçe-i Mustafa Paşa, Bağçe-i Haracı, Bağçe-i Mesih Paşa, Bağçe-i Aişe Sultan, Bağçe-i Umur, Bağçe-i Kuzguncuk ve Bahçe-i Fındıklı gibi bahçelerin tam olarak bulundukları yerler,yaptıran kişilerinin adları, tesisleri, bölümleri, mahsulleri ve diğer özellikleri hakkında bugün için esaslı bir bilgi mevcut değildir. Ayrıca bunlara yine Tersane civarındaki İskender Paşa, Cebeci köyü�nde Mustafa Paşa, Alibeyköy�de Mustafa Paşa çiftliği, Eyüb�de Hüsrev Bey çiftliği, Haznedar�da Çiftlik, Litroz köyü�nde (Bugün Bakırköy�e bağlıdır.
Bu civarlarda bulunan Ferhad Paşa çiftliği�nde vakıf sularından Halkalı suyuna ait bir menba bulunmaktadır.) Ferhad Paşa, Tuba köyü�nde İbrahim Paşa, Karabali civarında Liman-ı cedid, Tuzla�da Mehmed Ağa çiftliği, Topçular�da Valide Sultan, Rumeli ve Anadolu yakalarına rastlayan Boğazkesen, Çengelköy�de Kütel, Karaağaç�ta İbrahim Paşa, Yeniköy�de Feridun Paşa (veya Ağa) ile Eyüb Paşa, İmam iskele�nde Fatıma Sultan ile Hatice Sultan, Kağıdhane�de kasır ve Kadırga�da Osman Paşa, İbrahim Paşa Sarayı, Galatasaray, Taşlık ve Kuruçeşme civarında Gazanfer Ağa, Ahmed Paşa, Samandıra�da Kapuağası çiftliği, Kiremidlik ve Gökçelü köylerinde Defterdarzade İbrahim Paşa bahçeleri bir dereceye kadar ilave edilebilir.
Bulundukları yerlerden başka yine haklarında esaslı bir bilgi bulunmayan diğer bazı İstanbul bahçeleri arasında ise, Beşiktaş�ta Valide Sultan ile Valide kethüdası Mustafa Efendi bahçeleri ve Kazancıoğlu bahçesi, Ortaköy�de Bayram Paşa kethüdası Ali Paşa, Mehmed Paşa ve Halil Paşa bahçeleri,Göksu�da Küçükgöksu, Bayram Paşa ve Sultan Beyazıd bahçeleri, İstavroz�da Mirimiran bahçesi�yle Mehmed Paşa, Yemişçi Hasan Paşa, Receb Paşa ve Nakkaş Paşa bahçeleri, Üsküdar�da Gaffuri Efendi, Defterdar Paşa, Bayram Paşa, Sinan Paşa ve Müsahib Paşa bahçeleri, Kuleli�de Mustafa Paşa bahçesi, Beykoz�da Cay-i Umur Bahçesi, Yenikapı�da Bab-ı nev ve Valide Sultan bahçeleri, Yedikule�de Mehmed Paşa bahçesi, Topkapı�da Valide Sultan ve Hasan Ağa-zade bahçeleri ile Halil Paşa, Fazlı Paşa veYemişçi Hasan Paşa bahçeleri, Südlice�de Caferabad, Hasanabad, Abdüsselam, Ebüssuud Efendi ve Bezirganbaşı bahçeleri, Küçükçekmece ile civarında Valide Sultan ve Mahmud Paşa bahçeleri ile Safraköyü ve Florya bahçeleri (Tamirat defterlerinde adına Florina olarak rastlanan bu bahçenin, Florina kuşları ile bir ilgisi bulanması olasıdır.
Aynı zamanda Flurya ismi altında onyedinci asır Ikinci yarısında mevcud olduğunu da bilinmektedir. Bir rivayete göre Florina kazasından gelip Çifteburgaz köyüne yerleşen ve sonrasında bugünkü Florya semtlerine kadar yayılan Rumlar birlikte getirdikleri Florina kuşlarını burada üretip çoğaltmışlardı, bugünkü Florya isminin buradan geldiği sanılmaktadır.), yine Küçükçekmece civarında Harmanderesi mevkiinde Bahçe-i Sultani bulunmaktadır. Belli başlı hasbahçeler olarak ise; Davutpaşa Bahçesi, İskender Çelebi Bahçesi, Harami Deresi Bahçesi, Vidos Bahçesi, Siyavuş Paşa Bahçesi, Halkalı Bahçesi, Tersane Bahçesi, Karaağaç Bahçesi, Koca Yusuf Efendi Bahçesi, Beşiktaş Bahçesi, Dolmabahçe, Karabali Bahçesi, Üsküdar Bahçesi, Ayazma Bahçesi, Piyale Paşa Bahçesi, Haydarpaşa Bahçesi, Fener Bahçesi, İstavruz Bahçesi, Kule Bahçesi, Kandilli Bahçesi, Göksu Bahçesi, Çubuklu Bahçesi, İncirli Bahçesi, Sultaniye Bahçesi, Tokad Bahçesi, Büyükdere Bahçesi, Emirgune Bahçesi, Bebek Bahçesi gibi bahçeleri sayabiliriz.
Kaynak :
De Amicis, E. (1993) İstanbul (1874)
Şehsuvaroğlu, H. Y. (1986)Boğaziçi�ne Dair
Erdoğan, M. (1956) Osmanlı Devrinde İstanbul Bahçeleri Vakıflar Dergisi Sayı 4
Nirven, S. N. (1946) İstanbul Suları
Uzunçarşılı, İ. H. (1945) Osmanlı Devletinin Saray Teşkilatı
Refik, A. (1930) Hicri OnIkinci Asırda İstanbul Hayatı
Derleme : F.Reyhan USLU - Mimarsinan üni. Mimari Restorasyon
Toprak Askerler
Yüzyılın arkeolojik buluşu olarak kabul edilen toprak askerler hakkında ne kadar bilginiz var? Gerçeküstü kabul edilebilecek bu askerler hakkında biraz bilgi sahibi olalım. Çin�e adını veren ilk imparator Çin Şhi Huang öbür dünyada da yaşamının aynen devam edeceğine inanmış.
Bunun için ordusunu da beraberinde götürmek istemiş. 13 yaşında imparator olmuş Çin. Sene milattan önce 247.Li Dağı�nın eteklerinde, öldükten sonra yaşayacağı sarayın inşaatını başlatmış. 49 yaşında ölen imparatorun ahretteki dergahı için 720 bin Çinli, tam 36 yıl taş taşımış. Yeryüzündeki Çin diyarının bir modelini inşa ettirmiş yeraltına. 56 kilometrekarelik bu arazide yeryüzündeki dağların, ovaların, nehirlerin benzerlerini yaptırmış. Sarı nehrin sularını sırdan akıtmış.
Kütüphanesindeki kitapları bambuya yazdırmış. Sonra kendine en uzun ömürlü metal sayılan bronzdan dökme bir atlı makam arabası yaptırmış İmparator Çin. Bir ton ağırlığında, kışın sıcak, yazın soğuk olan, kaplumbağa şeklindeki bu araç, günümüzün zırhlı güvenlik arabaları gibi kendisinin sürücüyü görebileceği ama sürücünün kendisini göremeyeceği şekilde tasarlanmış.
Çin yaşlanınca diğer insanlar gibi küçüleceğini düşündüğünden bu arabayı ve atlarını da küçük boyutlarda ısmarlamış. Arabanın üstündeki şemsiyeye, güneşin konumuna göre şekil değiştirebilen bir düzenek yaptırmış. İçine ipek havlulara benzeyen bronz mendiller koydurmuş. Arabayı 34 kişilik şeref kıtasının korumasına vermiş. Sonra kendisini ahrette koruyacak silahlı orduyu kurmuş Çin. 8 bin askerin topraktan heykelini yaptırmış. Her biri değişik boyda, tipte, rütbede... Hiçbirinin yüz ifadesi, saçı, bıyığı birbirine benzemiyor. Rütbelerini saç biçimlerinden ve etekli üniformalarından anlıyorsunuz.Cengaverlerin eline bronz yaylar, kargılar vermiş. 2 metrelik generallere zırhlı üniformalar... Altlarına üzengisiz, yağız Moğol atları.Bu toprak heykelleri odundan ateşle 1000 derecede pişirmişler. ve pişmiş toprak anlamına gelen Terra Cotta ordusu böyle kurulmuş. Her bir heykel rengarenk boyanmış, 11 koridor boyunca 4�lü sıralar halinde hazırola dizilmiş.
Bu sürede kendi ideolojisine karşı çıkan öğrencilerden 400'ünü Wei Nehri'nde boğdururken, 700'ünü de diri diri yaktırmış.
Öldüğünde, yerine geçen oğlu, babasına öbür dünyada yardımcı olsun diye 3 bin kadını diri diri mozolenin içine hapsedip ölmelerini sağlamış.
Gittiği yerde huzur içinde olabilmek için bu muhteşem kentin üzerini ağaç ve toprakla örttürmüş ilk imparator. Lakin zulmettiklerinin ahı tutmuş ötede. Mezarında rahat vermemişler Çin�e. Sonraki hükümdar gelip kılıçtan geçirmiş Terra Cotta ordusunu... ve pişmiş topraktan askerler 2 bin yıllık bir uykuya çekilmişler.
1974 yılının 29 Mart günü bitmiş büyük uyku. O sabah kuraklıktan kavrulan Şian�da 4 yoksul köylü su bulmak için kuyu kazarken pişmiş toprak parçaları bulmuş, götürüp yetkililere sormuş. Uzmanlar bölgeye gelince bunun 20. yüzyılın en büyük arkeolojik keşiflerinden biri olduğu anlaşılmış.
25 yıllık kazılar boyunca, en az inşaatta çalışanlar kadar ağır bir çalışma yapmış Çinliler; parçaları birleştirmek için bu kez.
Tarihi miras kabul edilip UNESCO koruması altına alınan, İmparator Çin�in binlerce minik parçaya ayrılmış paramparça ordusu yeniden ayağa kaldırılmış. 8 bin askerin her birini parçalarından yeniden yaratabilmek için 3 arkeolog birer yıl çalışmış.
Terra Cotta Ordusu, 2200 yıl sonra gün yüzüne çıkarıldığında arkeologlar ilginç bir olayla karşılaşmış.
Toprak askerlerin üzerindeki renkler yer altından çıkarıldıktan kısa süre sonra uçup gitmeye başlamış.
Bunu engellemek için çıkarılan askerlerden bir kısmı, renkleri kaybolmasın diye yeniden toprağa gömülmüş.
Derken toprak askerlerin üzerindeki elbiselerin renklerinin uçup gitmesinin sırrı çözülmüş. Çözülen sır ile korunan iki asker bir cam fanusun içinde renkli elbiseleriyle canlı gibi duruyor.
Bu mucizeyi keşfeden o 4 çinli mi? Her birine 5�er Yuen vermiş devlet. Bu, iki günlük erzak parasına tekabül ediyor.
Şimdi hayatta kalan ikisi, müze kapısında kitap imzalıyorlar. Hâlâ yoksullar ama ünlüler bugün...
Kaynak : Hürriyet ve Milliyet Gazeteleri
Doğu kültürü ateşe verildi
500 bin ciltlik koleksiyonu ve 4 bin 412 el yazmasıyla dünyanın en önemli arşivlerinden biri olan Milli Kütüphane önce yağmalandı, sonra ateşe verildi. 600 bin cilt kitap barındıran Basra Kütüphanesi'nin akıbeti ise bilinmiyor
Bağdat Arkeoloji Müzesi ve Osmanlı Kışlası'ndan sonra Irak'ın en önemli kültür kurumlarından Milli Kütüphane de yağmacıların elinde kaldı. 'Bilgelik Sarayı' olarak adlandırılan ve yağmalandıktan sonra ateşe verilen kütüphane 1920 yılında 'Selam' adıyla kurulmuş, 1924'te ise 'Milli Kütüphane' adını almıştı. 1961 yılından bu yana kütüphanede Irak'ta yayımlanan bütün eserlerin bir nüshası da toplanıyordu
Savunma Bakanlığı'nın karşısında olmasına rağmen yağmacılara karşı tedbir alınmayan kütüphanede 500 bin cilt kitap, 4 bin 412 nadide el yazması eser ve 2 bin 618 periyodik yayın bulunuyordu
Moğollar da nehre dökmüştü
Tarih boyunca kitaplıkları ve araştırma merkezleriyle bölgenin en önemli kentlerinden biri olan Bağdat benzer bir yağmayı bin yıl önce Abbasiler döneminde de yaşamış ve Moğol hükümdarı Hülagü, kenti aldığında ilk olarak Bağdat Kütüphanesi'ni yakarak tüm eserleri Dicle Nehri'ne attırmıştı. Bu talandan sonra hepsi el yazması olan kitapların mürekkeplerinin Dicle'nin sularına karıştığı ve nehrin günlerce bulanık aktığı biliniyor. Bağdatlı şairlerin yüzyıllar boyunca kendilerini üzen kişiler için şiirlerinde ''Hülagü müsün kafir?' ifadesini kullanmaları da olayın vahametini anlatan bir başka bilgi. Eski Bağdat Kütüphanesi başta Aristotales ve Sokrates olmak üzere antik dönem Yunan düşünürlerinin Arapça'ya çevirilen eserleri ve Süryani yazarların elyazmalarıyla Bağdat'ın dönemin en önemli bilim ve kültür merkezlerinden birine dönüşmesini sağlamıştı
Irak'taki gelişmeler üzerine pazar günü bir basın toplantısı düzenleyen İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel Direktörü Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, Irak'ın Mezopotomya'dan başlayarak Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinin sayısız örneğinin savaşta zarar görmesinin ve Irak Arkeoloji Müzesi ile Musul Üniversitesi Kütüphanesi ile tarihi yazmalar koleksiyonunun yağmalanmış olmasının üzüntü verici olduğunu söyledi. Yağmalamalara karşı acilen önlem alınması gerektiğini söyleyen İhsanoğlu, Irak'taki SİT bölgelerinin koruma altına alınmasını, çalınan eserlerin satışının engellenmesini ve eserlerin müzelere iade edilmesini istedi
Amerikalı askerler sayılarının yetersiz olması nedeniyle yağmaya karşı tedbir alamadıklarını açıklarken, Bağdat'ta en az birkaç gün daha yeterli korumanın sağlanamayacağı sanılıyor. Yazının ilk bulunduğu coğrafyada yer alan Irak'ta 30 kütüphane daha var. Bunlar arasında da özellikle Musul, Basra, Erbil ve Bağdat'taki üniversite kitaplıkları büyük önem taşıyor
Basra Üniversitesi de yanıyor
Irak'taki yıkımdan Basra Üniversitesi de payına düşeni aldı. Tıpkı Milli Kütüphane gibi yağmalandıktan sonra yakılan üniversite ateşe verildi. Basra Üniversitesi Dekanı Abdül Cabbar El Halife durumdan İngiliz askerlerini sorumlu tuttu. İçinde 600 bin cilt kitap barındıran Basra Üniversitesi Kütüphanesi'nin akıbeti ise henüz bilinmiyor. Bu arada Bağdat'ın Cumhuriyet Sarayı yakınında bulunan ve çaldığında kentin bütün semtlerinde duyulan saatin yer aldığı kompleks ve 30 yıl boyunca dünyanın çeşitli yerlerinden Saddam Hüseyin'e gönderilen hediyelerin bulunduğu müze de yağmalanan yerler arasında
'Eserleri Batı müzeleri alırsa skandal olur'
Prof. Dr. İlber Ortaylı A.Ü. Siyasal Bilgiler Fak.
Bağdat Kütüphanesi'nin yanması bir rezalet. Bilinçsiz ahali kütüphaneyi yağmalıyor. Amerika kendi ülkesindeki eserleri koruyor ama Irak'a aynı özeni göstermiyor. Bağdat'ta yağmalanan eserleri Metropolitan Museum gibi Batı'daki müzeler ve kütüphaneler alırsa büyük skandal olur. Batı'daki kütüphaneler önümüzdeki günlerde kendilerine gelecek eserleri geri iade etmeliler
'ABD güçleri yağmaya müdahale etmemiş'
Nazan Ölçer (Türk ve İslam Sanatlar Müzesi Müdürü)
Milli Kütüphane'de olanlar bir facia. Sadece Irak'ın değil bütün insalığın geçmişini yağmalıyorlar. ABD ve İngiltere petrol kuyuları kadar tarihi eserlerin güvenliğini de sağlayayabilirdi. Ben televizyonda kütüphanenin güvenlik görevlisinin yoldan geçen ABD tanklarına 'Müdahale edin' dediğini ama onların aldırış etmediğini duydum. Bu bir rezalet
Eski Kuran metinleri vardı
Prof. Dr. Meral Alpay(İ.Ü. Kütüphanecilik bölümü)
Kütüphanenin yanmasına çok üzüldüm. Aynı üzüntüyü Bosna'daki kütüphane yandığı zaman da hissetmiştim. Kitapları yakmakla geçmişin izleri siliniyor. Irak'ın dünü ve bugünü ile ilgili eserlerin hepsi kütüphanedeydi. En eski Kuran metinleri bu kütüphanedeydi. Bence kütüphaneler geçmişin nüfus cüzdanlarıdır ve bunlarla geleceğe köprü kurulur. Şimdi Bağdat'ta bu köprü yıkıldı
İslam kültürü yok ediliyor
Prof. Dr. Zeki Sönmez (MSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi)
Doğu kültürü, İslam kültürü yok ediliyor ve ne yazık ki hiçbirimizin elinden bir şey gelmiyor. Amerikalılar ve İngilizler yarın Irak topraklarından çekilecek ama yağmalanan tarih bir daha telafi edilemeyecek
Zaten savaş ortamında uygarlık yok olur. Bütün yıkımlar gibi bunu da protesto ediyorum. Şu anda Samara, Bağdat ne durumda, uygarlığa beşik olmuş o topraklarda ne oldu bitti, bilmiyoruz. Bir insan ve bilim adamı olarak derin bir hüzün duyuyorum
Kaynak: Cumhuriyet -Arkitera
Ontario'da Profesyonel Organizasyon
| Ontario'da Profesyonel Organizasyon | ||
| |
|
Central Park
Centralpark tarihi
1800 - 1858
Central Park'ın zengin tarihi 1800 lü yılların ortalarına dek uzanmaktadır. Gerçi, park içindeki heykeller ufak bir araştırma gezisine çıkıldığı taktirde, bugünün popüler kültürüyle nasıl bir araya geldiklerini bizzat kendileri anlatır gibidir. Central Park, Amerika Birleşik Devletleri'nde Peyzaj düzenleme yapılan ilk genel parktır. Parkın tasarımındaki destekçiler - en önemli olarak, zengin tüccarlar ve alan sahipleri - Londra ve Paris'e ait genel alanları çok beğenmiş ve New York'un da uluslar arası bir şöhret sağlama açısından böyle bir alana ihtiyacı olduğu düşünmüşler. Yapılması düşünülen genel park, cazip düzenleme ve donatılarla kendi şöhretini içinde barındırmalı, New York'un çalışan kesimi için de salonlara alternatif olarak sağlıklı bir alan sunmalıdır. Park alanının ve masrafların müzakeresinden 3 sene sonra, 1853 yılında, kanuni açıdan da New York kenti için Manhattan'ın merkezinde, devlet arazisinden 2800 dönümlük bir alan elde edilmiştir.
Bataklıklardan ve uçurumlardan oluşan düzensiz alan, kaya parçalarıyla noktalanmış, 5 inci ve 8 inci bulvarlar arasındaki alan ile hoşa gitmeyen bir özel gelişim gösteren 59. ve 106. Caddeleri kapsar. Her ne kadar, parkın tasarımında, kaba taslak 1600 fakir konutu yerinden etmek gerekse de (içinde İrlandalı domuz çiftçileri ve Alman bahçıvanların bulunduğu) bu insanlar alan içerisindeki şantiyede yaşıyorlardı. Sekizinci Bulvarda ve 82. Caddede, Seneca Köyü kentin en yoğun Afrikalı-Amerikalı kesiminin ikamet ettiği yerlerden birisi (3 kilisesi ve bir okulu ile) bulunmaktadır. 1863 yılında 110 uncu Caddenin sınırındaki yayılma park alanına 843 acre (*) daha kazandırmıştır.
Bu yeni çeşit genel tesisin politik kontrolünün kim tarafından kullanılacağı? sorusu 19. yüzyıla doğru bir muhteva noktasıydı. İlk Central Park Komisyonu'nun tayin edilmesi (1857 - 1870), Andrew Green'in liderliği altında, komisyon kentin ilk planlama acenteliğini kurdu ve parkın yönetimini de güzel bir şekilde yaptı. Daha sonra 1870 yılında, yeni kentin karakteri oluşmaya başladığında, parkın yönetimi lokal kontrole iade edildi, belediye reisi park komisyoncularını tayin etti.
1857 yılında, Central Park Komisyonu ülkenin ilk Peyzaj düzenleme yarışmasını yaptı ve Frederick Law Olmsted (aynı zamanda parkın müfettişidir), Calvert Vaux ve Andrew Jackson Downing tarafından sunulan Greensward Planı nı seçti. Tasarımcılar İngiliz romantik akımından etkilenerek pastoral bir Peyzaj oluşturmak istemişlerdir. Yerel eleştirilere cevaben, tasarımcılar planlarında mevcut dolaşım sistemini düzenlemişler, yaya yollarını, at patikalarını ve araba yollarını birbirlerinden ayırmışlardır. Jacob Wrey Mould tarafından asistanlığı yapılan Vaux, 40 tan fazla köprü tasarlayarak geçişleri değişik rotalarla derecelendirmiştir.
Kaynak: centralparknyc.org/thenandnow/cp-history
Çeviren: Ayşe Gül Aydın/ İ.Ü - Peyzaj Mimarı
Güzelcehisar cafe
| Güzelcehisar cafe | ||
| |
|
Kemer Country
Özgürce kurulmuş ve gerçeğe dönüştürülmüş düşlerle yaratılan özgün mekânlar... ve bu mekânlardan biri...
Kemer Country, Belgrad ormanlarının uzantısında yer alan Mimar Sinan�ın su kemerleri ile komşu bir yerleşim alanı olup, şehir merkezine 14 km uzaklıkta, 1200 dönüm arazi üzerine kurulmuştur. Alandaki yerleşim dört bölgede toplanmaktadır.
Bu dört bölge;
1. Orman boyu
2. Ortabayır (Lale Bayırı)
3. Kemeriçi
4. Kemerboyu ve Yalıkonaklar
isimli mahallelerden oluşmuştur. Dört mahallede de, yaşayanların boş zamanlarını nasıl geçirebilecekleri de düşünülerek oldukça zengin bir sosyal altyapı planlanmıştır.
Bu amaçla köy meydanı, merkez kulüp binası, tenis kortları, yüzme havuzları ve yürüyüş yolları oluşturulmuştur.
Ayrıca yerleşim alanının hemen yanında kurulan Golf ve Country Kulubü�ne ait golf sahası, atlıspor tesisleri ve Ormanevi hizmet vermektedir.
�Kemer Country� yerleşim alanında, çevredeki tepelerin ve tarihî su kemerinin görüntüsü de kullanılarak kaliteli bir yaşam ortamı yaratılmaktadır.
Yapı blokları, birbirlerinden farklı tasarlanmıştır. Ünitelerin düzenlenmesinde manzaraları ortaya çıkartmak, bahçelerde maksimum güneş ışığı elde etmek, mevcut ağaçları korumak, soğuk kuzey rüzgârlarını kesmek, meydanlar ve parkları kapsayarak şehir nimetlerini de sağlamak gibi konulara da dikkat edilmiştir. Kamu alanları ve özel alanların duvarlarla birbirinden ayrılmalarına büyük önem verilmiştir.
Kemer Country Çevresi Genel Peyzaj Karakteristiği
Kemer Country�nin içinde yer aldığı, İstanbul�un akciğeri sayılabilecek Belgrad ormanları zengin bitki türlerini bünyesinde barındırmaktadır. Gerek şehre çok yakın olması, gerekse ormanın içinde yer alması gibi doğal avantajlara, Mimar Sinan�ın su kemeri de eklendiğinde eşsiz bir çevre Peyzajı ortaya çıkmaktadır.
Kemer Country Ortak Alanları Peyzaj Karakteristiği
Kemer Country ortak alanlarında vurgulanmak istenen Peyzaj özelliği, orman dokusunun yerleşimin içine kadar girmesi ve evlerin tamamıyla orman dokusu içerisinde yer almasıdır.
Bu nedenle ortak alanlarda kullanılan bitki türleri ve sert zemin elemanları doğa ile uyum içerisindedir.
Golf alanlarının çevresi, evlerle ve yollarla sınırlı olan bölgeler ağaç ve çalı gruplarıyla bitkilendirilmiş, dört mevsim farklı bir görünüm sunulmasına olanak sağlanmıştır. Ormanboyu ile Lale Bayırı arasındaki �lineer park� olarak adlandırılan vadinin, orijinaline uygun olarak yeniden düzenlenmiş, içinden minik bir derenin aktığı, yer yer mevcut bitki dokusu korunarak kaskatların oluşturulduğu bir gezinti mekânı haline getirilmesi planlanmıştır. Bu bölgede yer alan ev bahçeleri genel Peyzaja uygun olarak kademeli yani teraslı bahçeler şeklinde düzenlendiğinden, parkın görüntüsü ev bahçeleriyle bir bütünlük oluşturmuştur.
Yollarda o yolu tanımlayacak bitki ve ağaç türleri kullanılmıştır. Örneğin, imar yokuşunda ıhlamur, akçaağaç, çınar kullanılırken; Ikinci derece yollarda sarı salkım, Japon kirazı, oya, lale ağacı, üvez gibi kendine özgü olan ve o bölgelere kimlik kazandırabilecek ağaçlar kullanılmıştır. Yaya yolları ve çevresindeki çeşitli bitki gruplarıyla, dört mevsim olarak renk ve estetik değerler kazandırabilecek ağaçlar kullanılmıştır. Bütün bu alanlar dışında kemer içi ve kemer boyunda kanal, oturma alanları ve gezinti yolları birer rekreasyon alanı olarak tasarlanmıştır. Su arıtmanın yanındaki alan ise, tenis kortları ve çeşitli oyun etkinlikleri ile çokamaçlı oyun alanı olarak genel Peyzaj içinde yer almaktadır.
1.200.000 m2 lik Kemer Country�nin 800.000 m2 lik bölümünü ev bahçeleri oluşturmaktadır. Bu nedenle ev bahçelerinin Kemer�in genel Peyzaj karakteristiği içinde çok önemli bir yeri vardır.
Ev bahçeleri, evsahiplerinin kendi kullanım amaçlarına göre, istek ve gereksinimleriyle doğru orantılı şekillenmiştir. Bahçelerin ölçeği ne olursa olsun, mutlaka planlamaya gereksinim gösterir.
Bu nedenle, bahçe tasarımı mimari, bitkisel planlama ve uygulama anlamında zengin bilgi ve deneyim gerektirir. Kemer Country�de ev bahçeleri türlü etkinliklerin gerçekleştirilebileceği, işlevsel alanların estetik değerlerle bütünleştiği bir mekân ve mekânlar topluluğu olarak ele alınmıştır. Bahçenin mevcut durumu saptanmış, bölgenin doğal koşulları (toprak, su, sıcaklık, yağış, iklim, eğim vb.) kullanıcının estetik değerleri ve işlevsellik de tasarıma yansıtılmıştır.
Olması gerektiği gibi..
Yazan : Tuğçe CAN / Peyzaj Mimarı
Türkiye'nin En Büyük Parkı Açılıyor
| Türkiye'nin En Büyük Parkı Açılıyor | ||
|
Avrupa' da Kırevleri
| Avrupa' da Kırevleri | ||
| |
|
Harborpark, Kenosha, A.b.d
| Harborpark, Kenosha, A.b.d | ||
| |
|
Paris' te küçük bir Çocuk Oyun Parkı
Paris 'e geleli 3 gün olmuştu. Notre Damme Kilisesi'ni gezmiştik ve onca merdivenden sonra dinlenecek ve yemek yiyecek bir yer arıyorduk; saat akşam 6: 30 sularıydı.. Paris'in bizim için en kötü yanı damak tadımıza uygun yiyecekler bulamamızdı. Belki bir Türk lokantası buluruz ümidiyle Notre Damme 'ın arka sokaklarında gezinirken harika birşey oldu! Sonunda bir market görmüştük. Harika birşeydi bu çünkü Paris'in merkezinde bakkal, market görmek mümkün değildi. Ama sonunda gizemli yollardan geçerek bulmuştuk marketimizi.
Bol kalorili bisküvileri , çikolataları, gazlı içecekleri, meyveleri çantalarımıza doldurup örümcek ağından daha da karışık metroya dalmak üzereyken birşey gözüme çarptı. Orada , ağaçların arkasında küçük bir park vardı. Eşime "hadi şu parkta dinlenelim, hem yemek yeriz hem de ben biraz fotoğraf çekerim" dedim. Bu Paris'te küçük bir parkın hikayesi; belki küçük ama şirin bir park...
Sade, yeşil bir kapıdan içeri girdik. Şöyle bir çevreye baktım , park tamamen demir parmaklıklarla çevriliydi. Nedeni: oyun alanının küçük beylere ve hanımefendilere hizmet vermesiydi ve dışarıda yoğun bir trafik vardı. Koşuyolu'nda oğlum Mert'i götürdüğümüz park da ahşap çitlerle çevriliydi ama kapıları yoktu. Ayrıca firar edecekler için birçok kaçış noktası mevcuttu. Ah bu yaramazlar....Tehlike nerde onlar orada! Kapı ve demir parmaklıklar doğru fikir Ordaki tabela neymiş bakiim? Sanırım park kuralları. Fransız' cam malesef "0". Birkaç kelime öğrendim gerçi; bonjour, bonsoir..
Fakültenin 2nci sınıfında okurken bir gece bir rüya görmüştüm. Kendi yaptığım bir parkta bir bankta oturuyorum. Ayağımın altında bir pedala basıyorum, pedal dik bir demiri çeviriyor, gözlerimle demirin üzerinde ucuna doğru yol alıyorum ve bir bakıyorum ki atlı karıncaya benzer birşey hareket ediyor.Üstünde oturan çocuk neşeyle bana bakıp gülümsüyor...Evet! Yandaki resimdeki güzel oyuncakları görünce bu rüya canlandı kafamda. Çok basit ama güzel. Bu detayların fazlasını ülkemizde görmek mümkün ama ben bu gördüğümde duyduğum samimiyeti dile getirmek isterim
Birşeye dikkatinizi çekmek istiyorum: EĞİM! Kaydırağın eğimi çok mantıklı; ucuna doğru eğim sıfıra yaklaşıyor. Bizdeki kaydıraklarda çocuk 1 metre uçup sonra yere konuyor. OĞLUM UÇUYOOOR !!! Çok ciddiyim. Bu eğime dikkat bence. Ikinci nokta merdivenler. Küçük bacaklar için uygun. Yine kıyaslayacağım malesef - bizdekilere ben tırmanamıyorum ama Mert her nasılsa çözdü olayı. bravo oğluşuma. Üçüncü dikkat çekici detay kaydırağın başlangıcındaki paravanlar. Kaymaya başlamadan önce dengeyi kaybedip düşmemek için. Güzel. Etrafında dönelim biraz..
Aynı oyun elemanına 5 adım yandan bakıyoruz. Arkadaki pano mıknatıslı bir oyun. Daha önce görmediğim için oyunun kurallarını bilmiyorum. Zemin bizdeki gibi kum değil. Kauçuk! Yürürken esniyor ve harika bir yumuşaklık hissediyorsunuz. Aklıma okulda okuduğumuz bir dersten notlar geldi.
Abraham Moscow'un ihtiyaç piramidiyle ilgiliydi dersimiz. . Hocamız şunları söyledi konuyu anlamamız için"eğer açlık çeken bir yere havuz yaparsanız ertesi gün o havuzun bütün taşlarını halk söker; eğer yüksek gelirlilerin yaşadığı yere bir park yaparsanız daha fazlasını isterler, örneğin bir anfi tiyatro". Abraham Moscow entellektüel ihtiyaçlardan önce barınma, güvenlik , meslek, sosyal statü - kendini kabul ettirmenin geldiğini savunuyordu.
Peyzaj Mimarisinin ürünleri her ne kadar toplum için elzem de olsa yaşanılan hayatların zorluğu bu ürünleri hakaret olarak görmeye kadar varabiliyor. Yani vatandaş yiyecek ekmek bulamazken evinin önüne yapılan parktaki havuzun ışıkları , tabelaları yer döşemeleri kendisini aşağılarmışcasına üzerine gidiyor...sonuç: parkta yoğun imha.
Bu benim teorim değil. Hocamızın söyledikleri ve buna katılıyorum hatta şahit oluyorum. Bu sözlerin üzerine şöyle bir soru soruldu hocamıza : " peki ne yapalım? parkı yapmayalım mı ? ya da nasıl bir park yapalım?" Cevap şöyleydi: " En iyisini yapmaya devam edeceksiniz. O kişiler bunun onlar için iyi olduğunu anlayana kadar..."
Eveet bir 4 adım daha attım ve deklanşöre bastım. Ahşap işçiliği gerçekten güzel. Meşe kullanılmış.Tırmanma ipi dağcıların kullandıklarına benzer polyester bir halat. Etrafında biraz daha dönüyorum; Tırmanma ipinin olduğu yerde tutunma barları var. Asma köprü ve tırmanma ağı güvenli görünüyor. Yükseklikler abartılmamış..
Son söz : Gitme vaktinin geldiğini farkettik. Bu park ,etrafındaki ağaçlarla , içindeki insanlarla, tüm sadeliğiyle bize huzur verdi. Kendimizi evimizde gibi hissetmemizi sağladı. Bir ressam yaptığı eserine o anlardaki duygularını görünmez bir fırçayla kazır. Bizler bakınca hissederiz o duyguları. Tarif etmek güçtür; sihirli bir şeydir bu. Bu park da onu yapan ellerin ve içinde yaşayanların duygularını bize yansıttı.
Paris'te küçük bir parkta geçen kısa zamanın notlarıydı bunlar..
30/10/2002
Yazan : Cenk Çağdaş ( İ.Ü/Peyzaj mimarı )
Circular Quay
| Circular Quay | ||
| |
|
Golf Klübünden AltınPark'a...
| Golf Klübünden AltınPark'a... | |
|
Derleme : Hakan Korgavuş / Peyzaj Mimarı
Duluth Town Green
| Duluth Town Green | ||
| |
|
Williams Meydanı/ Las Colinas - Teksas
Mimarı Proje: Skidmore Owings ve Merrill - SWA Group
Proje geliştirme: Southland Menkul Kıymetler Şti.
Ödüller: ASLA Ulusal Onur ödülü, ASLA Teksas yetenek ödülü
Fotoğraflar: Tom Fox Williams Meydanı, SWA Group tarafından planlanmıştır. Swa, Las Collinas Merkezinin ortasında konumlanan, bu ödül kazanmış olan meydanın yerleşim planı, Peyzaj tasarım hizmetleri ve heykel işlerini üstlendi. Robert Glan tarafından tasarlanan, ince işçilikle detaylandırılmış bronz wahşi MUSTANG atların, akan bir nehir boyunca uzanan geniş meydanda dörtnala koştuğu izlenimi verdiği düzenleme, Texas doku ve Peyzajından gelen mirası sembolize etmektedir. Tamamlandıktan sonra çok tanınmış bir yer haline gelen bu meydan, Dallas bölgesini oluşturan kimliğin bir parçası haline gelmiştir.
Resim 1: Williams Meydanı'nın genel görünüşü
Resim 2: Suyun etkisi ile güçlendirilen canlandırma ve bunun düzenlemeye kazandırdığı dinamizm
Resim3: Mustang atlarından bir detay. Bronz işçiliğin kalitesine dair.
Kaynak: SWA GROUP / Tasarım Group
Derleme: HakanKorgavuş(İ-Ü/P.m-90)
WILLIAMS SQARE/ LAS COLINAS- TEXAS
Architect: Skidmore Owings ve Merrill - SWA Group
Developer: Southland Investment Company
Awards: ASLA Nationsl Honor Award, ASLA Texas Merit Award
SWA group privded site planning, hardscape/ landscape design services and sculpture planning for this dramatic, award-winning plaza in the of the planted community of Las Colinas. Beautifully detailed bronze wild mustangs by sculptor Robert Glen gallop across the open granite plaza through a running stream, symbolizing the herigtage of the Texas landscape. Since its completion this tableau has become a celebrated landmark and is now pavt of the identity of the Dallas region.
Chiswick parkı
| Chiswick parkı | ||
| |
|
Parc de la Villette
Bernard Tschumi � 1982
Fransız hükümeti tarafından 1982 yılında Parc De La Villette Tasarım Yarışması düzenlendi.
Bu yarışmayı Bernard Tschumi kazanarak Parc De La Villette�te tasarımını uygulayan kişi oldu.
Bernard Tschumi çalışmalarında bir bakıma Archigram�ın hemen oluşan kent (Instant City) türü düşlere yer veren, ama temelinde Çatkıcı mimarlık akımının estetiği ile bütünleşmiş bir sanayi ötesi toplumun özlemi vardır.
Mimarlığı olay ve zamanla oluşan ve yaşamadığı zaman anlamını bulamayan toplumla birlikte mayalanmış bir bütün özlemi var. Bu Parc De La Villette�te bir havai fişek gösterisi iken, yüzlerce metreyi bulan uçsuz bucaksız Kansai Havaalanı�na �yumuşak� yaşam katan bir eğlence dizisi olabilmektedir.
Kuramsal The Manhattan Transcripts (1981) projesinde ve gerçekleştirilmiş Parc De La Villette �te olduğu gibi, sorgulanan birlik kavramıdır. Tasarlandıkları biçimiyle, her iki yapıtın da başlangıç ve sonları yoktur.
Bunlar yinelemeler, çarpıtmalar, üst üste bindirmeler vb. den oluşturulmuş işlemlerdir. Kendi içsel mantıkları bulunsa da �amaçsız bir biçimde çoğulca değildirler- salt içsel ya da ardışık dönüşümler açısından tanımlanamazlar. Düzen fikri, sürekli olarak sorgulanıp meydan okunarak en uca itilmiştir.
La Villette�te kopma stratejisinin farklı öğeleri kullanılmıştır. Bu strateji, bir ya da bir çok temanın sistematik olarak incelenmesine dönüşür: La Villette örneğinde üst üste bindirmeler ve yinelemeler.
Geleneksel bileşenler bir kez parçalara ayrıldıktan sonra, onları bir araya getirmek uzun bir süreçtir; her şeyin ötesinde, sonunda klasik ve modern kurallar bütünün ihlal edilmesi olan şeyin, biçimsel deneyselciliğe doğru kaymamasına izin verilmemelidir.
verilerin hiç bağlantılı olmadığı, çatışma ilişkilerinin de sentez ya da bütünlüğü reddederek dikkatle korunduğu Transcript�te ve Villette�te işte bu nedenle kopma stratejisi kullanılmıştır.
Proje hiçbir zaman tamamlanmamış, sınırlar da hiçbir zaman kesinleşmemiştir.
Bu park basit bir park olmasının ötesinde kültürel ve eğlence aktiviteleri bakımından zengin; açık hava tiyatroları, restoranlar, sanat galerileri, müzik ve resim atölyeleri, çocuk oyun alanları, film gösteri merkezleri, bilgisayar merkezleri ile desteklenmiş kompleks bir parktır.
Tschumi bu parkı, parktaki tüm binaların birleşimiyle �dünyadaki en büyük bina� olarak nitelemektedir.
Tschumi�nin yazdıklarının yanında uygulamaları ile tanınması ise 1982 yılında Paris için tasarladığı Parc De La Villette Projesi ve özellikle de Park içinde yer alan �folie� ler (şaka-yapılar) ile oluşmuştur.
Düşünsel temelini Derrida ile birlikte oluşturdukları bu proje, temelde �folie� adı verilen, park içinde belli bir düzen / düzensizlik içinde yerleştirilmiş ve her biri başka işlevlere uygun olacağı düşünülerek tasarlanmış küçük konstrüksiyonlar etrafında gelişmiştir.
Projede yine üzerinde en çok konuşulan �folie� lerin anlamları olmuş ve özellikle de Derrida bu konuda uzun açıklamalar yapmıştır .
Parc De La Villette 1995 yılında tamamlanmıştır. 25 folie (şaka-oyun yapıları), galeriler, köprüler ve özel bahçeler içermektedir.
Bununla birlikte farklı tasarımcılar tarafından tasarlanan bir çok bahçe de tamamlanmıştır.
Tüm folie�ler 10,8 m x 10,8 m ebatlarında küplerden oluşmuştur ve her biri bir fonksiyona sahiptir.
Kaynaklar :
Bernard Tschumi Boyut Çağdaş Dünya Mimarlar Dizisi
Event Clients / Bernard Tschumi
Derrida, Architecture / Andrew Benjamin
Derleme :Duygu ÇAY / Peyzaj mimarı-A.İ.B.Ü
